Seferihisar Emlak

Demokrat Partili Başbakan Adnan Menderes ile Milli Şef İsmet İnönü arasındaki çekişmeleri pek hatırlamıyorum, çocuktum.

Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel ile İnönü’ye başkaldırarak CHP Genel Başkanlığı’nı üstlenen Bülent Ecevit arasındaki gerginliği siyah beyaz televizyonlardan izler, bu ikiliye meydan okuyan Milli Görüş lideri Necmettin Erbakan’ın ‘’Kadayıfın altı kızarmış mı kızarmamış mı sandıkta göreceğiz’’ açıklamalarını, orta oyunu veya Hacivat-Karagöz kukla gösterisi seyreder gibi gülerek izlerdik.

Bu üçlü ve partileri arasındaki atışmalar yıllarca sürdü.

GENÇLER DÜŞMAN KAMPLARA BÖLÜNDÜ

Ülke 1980 öncesinde kan gölüydü.

Gençler sağcı-solcu, devrimci-milliyetçi-şeriatçı yakıştırmaları ile kamplara bölünmüş, kahvehaneler ayrılmış, şehirlerde kurtarılmış kentler, kurtarılmış mahalleler ilan edilmişti.

Sağdan veya soldan biraz isim yapmış bir kişinin akşam evine sağ salim döneceğinin garantisi yoktu. Sürgün korkusu yaşayan memurların eşyaları balyalanmış dururdu. Ramazanda oruç tutanlar ışıklarını yakmaktan, oruç tutmayanlar ışıklarını yakmamaktan korkardı. Nereden, hangi saatte kurşun geleceği belli olmadığı için pencere önlerine oturulamaz, balkonlara çıkılamazdı.

Yani ülke kamplara bölünmüş düşman cepheler oluşmuştu.

Ama yine de siyaset harbiydi, delikanlıcaydı.

Liderler birbirlerini acımasızca eleştirse de medyayı, anket firmalarını kullanarak algı operasyonlarıyla, yalan dolanla, fiziki saldırılarla karşısındakini itibarsızlaştırma çabalarına girmezdi.

Tartışmalar daha çok TRT’nin partilere ayırdığı dakikaların adaletli olup olmadığı üzerine yoğunlaşırdı.

CAN GÜVENLİĞİ YETERLİ DEĞİL

Tamam, şimdi 1980 öncesinin kurtarılmış bölgelerinden eser kalmadı, can korkusu duyulmuyor. İnsanlar Sabah’ı da Yeni Şafak’ı da Cumhuriyet veya Sözcü gazetelerini de parkta, otobüste, trende rahatça okuyabiliyor. Müdahale eden, sataşan yok. Şükür ki 1980 sonrasında, hoşgörü kültürüne duyulan ihtiyacın farkına varıldı da insanların fikirlerinin zorbalıkla, şiddetle bastırılamayacağı anlaşıldı.

Ama bu ortam, siyasetin günümüzde alabildiğine çirkinleştiğinin üstünü örtmeye yetmiyor.

Dört koldan karşılıklı algı operasyonları yapılıyor. İş öyle bir boyuta getirildi ki Cumhur İttifakı’na karşı olan herkes, boynuna PKK’lı yaftası asılmasına hazır olmalı…

AK Parti’ye ve MHP’ye gönül verenler ise ‘’Devlet batırıldı, hırsızlık ve suistimal ayyuka çıktı’’ suçlamalarıyla karşılaşacaklarını bilmeli.

Muhalefet saldırıyor: Hırsız, sahtekar, diktatör.

İktidar bakan düzeyinde yüksek perdeden bağırıyor.

Alçak, adi, şerefsiz.

İki taraf da karşısındakinin legal bir parti olduğunu, sandıkta milyonların desteğini aldığını düşünmeden vurdukça vuruyor.

Siyaset değil, algılar çarpıştırılıyor.

‘Karşısındakini itibarsızlaştırmak’ için yapılabilecek her şey mubah…

Salon konuşması yapan lideri seçmenin nezdinde küçük düşürmek, itibarsızlaştırmak için tüm partililerinin gözü önünde yumruklu saldırılar düzenleniyor. Muhalif milletvekilinin bacağına kurşun sıkılıyor. Seçim yarışındaki kadın liderin evinin önünde itibarsızlaştırma eylemi düzenleniyor, tehditler savruluyor. Şehit cenazelerinde bile liderler, milletvekilleri yuhalatılıyor.

Şimdi yine seçim sürecindeyiz. Son yıllarda alabildiğine yaygınlaştırılan algı operasyonlarına, itibarsızlaştırma entrikalarına yine tanık olacağız…

Bunları hak ediyor muyuz?

Elbette hayır ama biz millet olarak nasıl bir günah işledik ki Allah bize bunları reva görüyor onu anlayamıyorum…

GELECEK HİZMETE BAKARIM

Oysa ben 31 Mart’ta sandıkta oyumu kullanırken kim daha okkalı küfür ediyor, kim rakibini daha fazla itibarsızlaştırıyor diye bakmayacağım.

Ben ‘besleme’ safsatası altında otobüs duraklarında bekletilen İzmirlileri bu işkenceden kimin kurtaracağına bakacağım.

Ben, yıldan yıla büyüyen otopark kangrenini kimin çözeceğini düşünerek oyumu kullanacağım.

Ben, Seferihisar’da Kocaçay’a kimin hayat vereceğini sorgulayacağım.

Ben, belediyeyi hemşerilerine, partililerine arpalık yapacak zihniyete değil, liyakatı esas alacak adaya oyumu atacağım.

Umarım herkes de sandık başında bağırışların çığırışların etkisiyle değil de yüreğinin sesini dinleyerek oyunu kullanır.