Seferihisarı çok yakından ilgilendiren bir konu seçim kargaşasında gümbürtüye gitti.

Bu önemli konu da İZSU’nun, arıtma tesisinden evsel atık bırakarak Akarca Koyu’nda yol açtığı çevre ve deniz katliamıydı…

Önceki yıllardan da çevreye duyarsızlık konusunda sabıkası olan İZSU, bu kez evsel atıkla Seferihisar’ın denizini kirleterek suç kaydına bir halka daha ekledi.

Asırlık köy çeşmelerini mühürleme, habersiz kesintilerle vatandaşı sık sık susuz bırakma gibi marifetleri olan İZSU’nun bu uygulamaları aslında şaşırtıcı değil…

Şaşırtıcı olan halktan ve çağdaş yaşamdan yana olduğunu savunan, sosyal demokratlığı ile övünen İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, bünyesindeki bir kurumun halkı yok saymasına, hiç yerine koymasına, vatandaşa rağmen her zaman ‘Ben yaptım oldu’ mantığı ile hareket etmesine seyirci kalmasıdır.

AK Partili yönetimleri çevreye duyarsızlıkla suçlayan sosyal demokrat kesim, kendi uygulamaları söz konusu olunca ne yazlıkçıyı ne turizmi ne de kendi partisinden yerel yönetimi arada bıraktığını düşünüyor.

Onların halkçılığı da hibrit tohum gibi iktidarsız… ‘’Ben sosyal demokrasiyi canımın istediği kadar uygularım… Üreticinin çiçeğini, sütünü alırım, çiftçiye destek veririm ama her zaman kendi bildiğimi okurum’’ mantığı ile hareket ediyorlar.

Burunlarının doğrultusunda gittikleri için de ne halkın feryadını ne arıtma tesisi önünde yükselen protestoyu ne de ‘’Ey yetkili uyan, sağlığımı koru’’ , ‘’İleri biyolojik arıtma mı koli basili üretim merkezi mi’’ ifadeli protesto pankartlarını dikkate alıyorlar.

HALKIN HÜKMÜ YOK

Amerika diyor ki; ‘’Benim istediğim kadar dindar, benim istediğim türde Müslüman olacaksın. İslami kurallar benim emellerime hizmet edecek şekilde dizayn edilecek…’’ Bu nihai hedef için de en organizesi FETÖ gibi terör örgütlerini teşkilatlandırıyor, darbe projeleri geliştiriyorlar.

Ormanlarımızdan, akarsularımızdan sorumlu oldukları halde, çevreyi katleden yatırımlarda halkın görüş beyan etmesini engelleyerek vatandaşın ÇED konusundaki karar hakkını, valilere ve bakanlığa bırakan yeşile duyarsız zihniyet, ‘’Hangi maden ocağının, hangi taş ocağının, hangi jeotermal santralin çevreye zararlı olacağına ben karar vereceğim. Orada yaşayanlar da sonuçlarına katlanacak’’ diyor.

Bu dayatmaların ardında da Yatağan’daki, Germencik’teki, Soma’daki santrallerin bacalarından yayılan kükürt tozu ve diğer kimyasal atıklar, kitlelerin üzerine kanser ve ölüm olarak yağıyor.

YOK ASLINDA BİRBİRİNİZDEN FARKINIZ

Bugün bazı sosyal demokrat belediyelerin yaptığı da yukarıdaki iki örnekten farklı değildir. Meydanlarda, salonlarda, mikrofonlarda atıp tutarlar, çağdaş yaşam ve halkın temiz su, temiz hava hakkı konusunda mangalda kül bırakmazlar ama iş Akarca Plajı’nı katletmeye, Doğanbey’i atık çöplüğüne dönüştürmeye, asırlık köy çeşmelerini mühürlemeye gelince ‘’Benim istediğim kadar temiz, benim uygun gördüğüm kadar çağdaş yaşayacaksınız’’ mantığını dayatırlar.

Yani işin özeti yıllar önceki bir banka reklamında gizlidir. Ne diyordu reklam; ‘’Yok aslında birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankasıyız’’

Evet sizin de yok aslında birbirinizden farkınız ama siz aslan sosyal demokratlarsınız…