Seferihisar Emlak

İki dönem il başkanlığı yapmış, iki kez de milletvekili adayı olmuştu. Ama seçim öncesinde, “Seni çok seviyoruz” , “Sen başımızın tacısın” , “İyi ki varsın” diyen kuru kalabalıklar, onu Ankara’ya taşıyacak yeterli oyu toplayamayınca çok istediği parlamentoya gitmek kısmet olmamıştı. O da kaderine razı olup kenara çekildi, siyaset döneminde bordrolu elemanlarına teslim ettiği işyerinin başına geçti.

Fakat öyle kenarda bırakılacak bir isim değildi. Çevrede büyük etkinliği vardı. Evrenli, Özallı, Demirelli, Türkeşli, Ecevitli, Çillerli yılları görmüştü. Bir çırpıda üzeri çizilemezdi.

Partinin yönetim kurulunun bir başka duayen ismi, kadın koordinatör de politikadan uzaklaşan işadamının ağırlığını biliyordu. Yerel seçimler için aday arayışına başlanınca, duayen partiliyi işaret etti. Zaten eğilim ve teşkilat yoklamalarında eski politikacının adı öne çıkıyordu.

Parti yönetimi bir heyet halinde kendisini ziyaret etti. “Davamız sensiz olmaz… Üstelik öyle kenarda kalacak bir isim değilsin. Yerel seçimlerde adayımız ol” dediler.

İşadamı karşı çıktı, “Ben o defteri kapattım. Artık gençlerin önünü açalım. Zaten hemşerilerim iki seçimde beni Ankara’da kendilerini temsil etme yetkisi vermedi. Şimdi belediye başkanlığı için ortaya çıkmaya gerek yok” dedi.

Israrlar çoğalınca, “Benim manevi gücümün yanında maddiyatım da kalmadı. Milletvekilliği adaylığım sırasında Kuşadası’ndaki yazlığım elden gitti. Borçlarımı yeni yeni sıfırladım. Yeniden maddi külfet altına girmeye niyetim yok” diye diretti.

Partililer de ‘pes’ edecek cinsten değildi. “Elini cebine attırmayacağız. Havuz oluşturduk. Genel merkezden, işadamlarından, partililerden gelen paraları burada topluyoruz. Sana yükümüz olmayacak. Yeter ki adaylığı kabul et” dediler.

“Her zaman böyle olur. İş paraya gelince yük adayın sırtında kalır. Ben size yine destek olayım. Üç beş bin lira destek de sağlayayım, ama beni mazur görün” diye direndi.

DANIŞAYIM

Yaşı 60’a yaklaşan kadın koordinatörün geri adım atmaya niyeti yoktu. “Bak, bu defa kazanacağız. Herkes yanımızda… Bu kenti ancak sen toparlarsın. Partimizin yüzü de sayende güler” diye konuştu.

İşadamı, ziyarete teşekkür etti. “Eşime ve iki kızıma danışayım” diyerek zaman istedi.

Partililer kapıdan çıkarken, kadın koordinatör, “Tamam bitti bu iş… Bir siyasetçi, ‘Eşime sorayım. Çocuklarıma danışayım. Bana zaman verin’ diyorsa iş bitmiş demektir. İki güne varmadan ‘tamam’ cevabı gelir” dedi.

İşadamı, kızlarının yanında ve akşam yemeğinde konuyu açmadı. Ama yatmaya hazırlanırlarken eşine, “Bugün partililer geldi. Aday olmamı istiyorlar” diye mırıldandı. Ev kadını eş önce karşı çıktı. Ardından “Sen bilirsin… Ama yine batmayalım. Geçen sefer ağır yara aldık biliyorsun” diye uyarıda bulundu.

İşadamı, ertesi gün kadın koordinatörü bürosuna çağırdı. “Akşam eşimle ve çocuklarımla konuştum. Kesinlikle istemiyorlar. Özellikle maddi yönden yıpranmaktan korkuyorlar” dedi… Kadın koordinatör, “O yönden endişeniz olmasın. Gerekirse hanımın ile ben konuşurum. Bütün masraflar havuzdan olacak. Teminatı da benim” dedi… Sonunda el sıkıştılar. İşadamı, belediye başkan adayı olmayı kabul etti.

PROGRAM YAPILDI

Akşam, il başkanının kent dışındaki villasında il başkanı, merkez ilçe başkanı, kadın koordinatör ve partinin önde gelen birkaç ağır topu toplandı. Yemeğin ardından seçim sürecinin işleyişini planladılar. Görkemli bir basın toplantısı ile adaylığı duyurulacak, belediye ve il genel meclislerinde görev alacak isimler de yanında yer alacaktı.

Merkez ilçe başkanı, “Toplantıyı kahvaltılı veya yemekli yapalım” önerisinde bulununca, il başkanı, “Evet kahvaltılı yapalım. Cuma günü saat 10.00 uygun” deyince, belediye meclisinin ön sıraları için düşünülen partinin önemli ismi, “Cuma olmaz. Hafta sonu için kent dışına çıkanlar olabilir. Hafta içi olacak şekilde ayarlayalım” önerisinde bulundu. Öneri benimsendi ve adaylık açıklamasının pazartesi günü yapılması kararlaştırıldı. Ama yerel gazeteler haberi almıştı. Ertesi günkü sayılarında iki seçimde de Ankara’ya gitme şansı bulamayan işadamının bu kez belediye başkanlığına talip olduğu ifadelerine yer verdiler.

İşadamının bu haberlere canı sıkılınca kadın koordinatör, “Bunlar olacak… Bu kez millet arkamızda. Moralini bozma sakın” dedi. “Yalnız pazartesiye kadar broşür hazırlamamız ve fotoğraflarını çektirmemiz lazım” diye devam etti.

Şehrin ünlü fotoğrafçısı eve çağrıldı. Adayın boydan, portre, eşiyle, çocuklarıyla resimleri çekildi. Kadın koordinatör, albümdeki daha önce çekilmiş fotoğrafları inceledi. Başkan adayının eşiyle birlikte bir fotoğrafını beğendi. “Afişlerde bunu kullanalım. Kıyafetler mütevazı… Halka, ‘içinizden biri’ mesajını en iyi bu fotoğraf verir” diye konuştu.

Havuzdaki paradan 850 lira ödeme yapılarak, adayın boy, portre resimleri bastırıldı. Bir gazetecinin yardımıyla da 8 sayfalık broşür hazırlandı.

Pazartesi günü çınar altındaki restoranda düzenlenen kahvaltılı basın toplantısıyla işadamının adaylığı duyuruldu. Ertesi gün 9 sütun resim bekleyen parti yönetimi, yerel gazetelerin sayfalarında ikişer üçer sütunluk haberler çıkınca üzüldü. Merkez ilçe başkanı, “İşte bak… Önceden reklam vermedik, böyle oldu. Ben size her zaman söylerim… Önce reklam” dedi.

Seçime daha 40 gün vardı. Kapı kapı dolaşarak ev ziyaretlerinin yapılması planlandı. Bu görevi kadın kolları yürütecekti. Gençlik kolları üyeleri, kadın koordinatörün yönetiminde seçim bürolarının oluşturulmasından, donatılmasından, önlerine bayrak ve afiş asılmasından sorumlu olacak, seçim yaklaştıkça bu çalışma yoğunlaştırılacaktı.

Parti yönetimi, belediye başkan adayı, belediye ve il genel meclisi üyeliklerine talip olanlar da kahve toplantılarına katılacak, spor kulüpleri, sivil toplum kuruluşlardı, hemşeri dernekleri gibi oy potansiyeli olan yerleri dolaşacaklardı.

HAVUZ OLUŞTURULDU

Havuzda biriken 400 bin lira civarında para için taslak bütçe hazırlandı. En büyük pay konvoylarda görev alacak araçların akaryakıt giderlerine, gazete ve televizyon reklamlarına, matbaalara ayrıldı. Toplu yemeklerden mümkün olduğunca kaçınılacak, kumanya tercih edilecekti. Havuzdaki paranın sorumluluğunu üstlenen il saymanı, parayla ilgilenen tüm yetkililerden farklı davranmıyor, giderlerde sıkı pazarlık yapıyor, akaryakıt fişi dağıtırken gelenlerin gerçekten partili olup olmadığını titizlikle inceliyordu. Ama genel başkanı karşılamak için 2-3 bin araçlık konvoy oluşunca hesabı, kontrolü kaçırdı. Akaryakıt giderleri için ayrılan tahsis iki günde bitiverdi.

Akşam saatlerine doğru partiye gelen bir hemşeri derneğinin yöneticisi, “Kültürümüzü Ege’de de yaşatmak için kurduğumuz dernek yararına konser düzenledik. Fakat sanatçıya ödememiz gereken 2 bin lirayı temin edemedik. Bize destek olun. 5000 civarında oyumuzla yanınızdayız” dedi. Önce “O kadar var mısınız” diyen sayman, sonra, “Valla seçim için ayırdığımız para bitti. Daha önümüzde bir ay var. Sen en iyisi adayımıza git. Kazanırsa koltuğa oturacak olan o…” dedi. Aday, gece yarısına doğru evine girerken önünü kesen hemşeri derneği yöneticisini, kart yazıp partiye göndermek istedi, “Oradan geliyorum” cevabı üzerine 2 bin liralık çek yazmak zorunda kaldı.

Ertesi günlerde oğluna iş isteyen, yeşil kart peşinde koşan, hastasının ameliyatı için koşuşturan seçmenlerin talepleriyle karşılaştı.

İPİN UCU KAÇTI

Artık ipin ucu kaçmıştı. Adım attıkça para gidiyordu. “Elini cebine attırmayacağım” diyen kadın koordinatör telefonları bile açmıyor, sayman pek partide bulunmuyordu. Partinin diğer yöneticilerinin de parayla ilgisi yoktu. Aday için ise artık geriye dönüş imkansızdı.

Saymanın, “Paramız bitti, konvoy oluşturamayacağız” sözü üzerine havuza 35 bin lira gönderdi. “Tüm birikimim bu… Bundan sonra seçimi kaybedecek olsam da bir lira bile çıkaramam” dedi.

Ama seçim çalışmalarının değirmen gibi para yuttuğunun farkındaydı. Birkaç gün geçmeden adayın tahsis ettiği 35 bin lira da suyunu çekti. Meclis, il genel meclisi adaylarının birer ikişer bin liralık katkıları da havuzun beslenmesine yeterli olmadı.

Kavaklıtepe’de düzenledikleri 500 kişilik toplantıdan sonra dağıtılan kır pidesi için bin lira istenince, aday, “Kentin göbeğinde bile bir lira olan kır pidesi burada iki lira olur mu” diye sordu. İşyeri sahibi, “Ne yapalım beyim. Bizim bayramımız da böyle günler. Ayrıca yanında ayran da verdik” dedi ve parayı son kuruşuna kadar aldı.

İşadamı, “Katkıda bulunamam, bende para yok” demişti ama 70 bin lira civarında para harcamayı göze almıştı. Mart’a girilirken bunun tamamı bitti.

İki kredi kartının 8’er bin liralık limitleri doldu… Bir bankadan da 25 bin lira tüketici kredisi çekti. Eşinin kolundaki 4 burma bileziği bozdurdu. Seçim çalışmalarını bu para ile sürdürmeye çalıştı. Parti yöneticileri de havuza kenardan köşeden kaynak aktarmak için uğraştı, partiyle gönül bağı olan kişilere el açıldı. Yine de yetmedi, bazı ödemeler seçim sonuna bırakıldı.

Bunca çabaya rağmen seçim kazanıldı mı?… Sonuca da siz karar verin… Kazanmış mı olsun, kaybetmiş mi?…