SON DAKİKA

Deli Memet’i tanıdı

Bu haber 30 Ocak 2013 - 10:23 'de eklendi.

Beyefendi orta yaş sınırını aştığı halde, hiç evlenmemiş,’armutun sapı, üzümün çöpü var’ diyerek kadınlardan, kızlardan hep uzak durmuştu. Hayattaki tek varlığı olan ablasını da yitirince, arkadaşlarının, “Böyle yalnız olmaz. Artık sana bir hayat arkadaşı bulmalıyız” önerilerini ciddiye almaya başladı.

Kültürlüydü, varlıklıydı. Konakta tek başına bir iş hanına sahip olacak kadar da zengindi. Aylık kira geliri seksen bin liranın üzerindeydi. Üstelik, ithalat, ihracat alanında faaliyet gösteren şirketi de çok kazanıyordu. Bu zenginliğine rağmen tanıştığı kızlarla arkadaşlığını uzun sürdüremiyor, hepsinde mutlaka bir kusur buluyordu.

Güzelbahçe’de yaşayan bir yakını, kendisini otuz yedi yaşında, moda tasarımcısı bir bayanla tanıştırdı. Tasarımcı da daha önce evlenmemişti. Kordon’daki restoranlarda, Çeşme’deki koylarda, Alaçatı’daki eğlence mekanlarında birbirlerini tanımaya çalıştılar.

Beyefendi para harcamaktan kaçınmıyor, asla cimrilik yapmıyordu. Bu kızdan gerçekten hoşlanmıştı. Kız da beyefendiyi beğenmişti beğenmesine de çok mutlu olduğu söylenemezdi. O, lüks restoranlardan, gece kulüplerinden pek hoşlanmıyor, sandalyeleri kırık, bardakları çatlak salaş yerler arıyordu. Bu yüzden daha masaya oturmadan pek çok yerden çıktıkları olmuştu.

Yaz gelince, “Akyaka Orman Kampı’nda çadır tatiline gidelim” diye tutturdu. Beyefendi karşı çıktı, “Akyaka’ya gideriz ama orman kampına değil. Sahilde çok güzel oteller var, orada kalırız” dese de her zamanki gibi kadının dediği oldu.

ÇADIR ALDILAR

Bu tatil için özel olarak aldığı çadırı, iki yüz otuz bin liralık lüks cipinin bagajına yerleştirdi. Kızlarağası Hanı’nın yanındaki deniz malzemeleri satan dükkanlardan da iki tane şişme yatak satın aldı. Tasarımcı kızın isteğiyle, küçük tüpten tavaya, kırma sandalyelerden termosa kadar pek çok eşyayı bagaja yerleştirdiler.

Temmuzun ortalarında Gökova’daki orman kampına vardılar. Eski model araçları, ağarmış çadırlarıyla orman kampının müdavimleri oldukları anlaşılan tatilcilerin, kendilerini garipseyen bakışlarına aldırmadan büyükçe bir çam ağacının altını seçtiler. İki genç de hayatında ilk kez çadır kuran beyefendiye yardımcı oldu.

Orman kampı, Gökova koyunun kenarında, sözcüklerle, ressamların fırçalarıyla anlatılamayacak kadar muhteşem bir yerdi. Sabahleyin çarşaf gibi yayılan denizin üzerindeki tekneler günlük tura çıkmış, sıra sıra Sedir adasına doğru ilerliyordu. Onlar da ertesi gün Sedir turuna, üçüncü gün küçük bir kayıkla, suyu ışıl ışıl parlayan, doğa harikası Azmak yolculuğuna çıktılar. Azmak’taki restoranların birisinde öğleyin balık, salata keyfi yaptılar.

MANGALI SÖNDÜRÜN

Çarşamba günü, tasarımcı kadın, “Akşama mangal yapalım” dedi. Beyefendi, oldum olası mangalı sevmezdi. Yakmasından, kokusundan, dumanından nefret ederdi. Ama bu saatten sonra da ‘Hayır olmaz’ diyecek hali yoktu, ok yaydan çıkmıştı. Komşu çadırdaki gençlerden, koru henüz geçmemiş mangallarını istediler.

Üzerine Akyaka’daki kasaptan aldıkları köfteleri, pirzolaları dizdiler. Etler henüz koku bile salmamıştı ki, telaşlı telaşlı yürüyen iki ormancı, “Dikkatli olun. Dikkat edin. Deli Memet geliyor” diye bağıra bağıra çeşme tarafına doğru yürüdü. Çevre çadırdakiler, “Deli Memet geliyor” uyarısı üzerine iplere serili plaj havlularını, çamaşırlarını, yerlerdeki plastik sandalyeleri, masaları toplayıp çadırlarına çekildiler. Yirmi yaşlarındaki genç de, “Mangalı söndürün, Deli Memet’in şakası yoktur” dedikten sonra çadırına girdi.

Olan bitene anlam veremiyorlardı. Beyefendi, “Galiba bu ormanın bir delisi var. Millet ondan kaçıyor. Saldırgan birisi olmalı. Haydi biz de denilenleri yapalım” dedi. Kadının gözü pekti. Eline kocaman bir sopa alıp, “Sen çadıra gireceksen gir. Ben ne Deli Memet’ten ne de akıllısından korkarım. Izgaradakiler pişmeden, onları yemeden şuradan şuraya adımımı atmam” diye diklendi.

Beyefendi, Deli Memet olayına kendisini iyice kaptırmıştı. “Aşağıdaki otele gidelim, deli herifin ne yapacağı belli olmaz. Bak, millet çadırlarına çekildi. Bu manyak, akıl hastanesi kaçkını olmalı” şeklindeki ısrarı fayda etmedi.

Çam ağaçlarının dallarına çarptıkça ıslık çalan rüzgar, şiddetini artırmıştı. Biraz önce çeşmelere doğru giden iki ormancı, aynı telaşla geri dönerken, birisi Beyefendi’nin mangalındaki pişmemiş etleri aceleyle masa üzerindeki tabağa aldı, diğeri mangalı bir metrelik taş duvarın yanına ters çevirdi, üzerine de bidonla su boşaltıp ateşi tamamen söndürdü. “Siz Deli Memet’i bilmiyorsunuz galiba. Kızdı mı bu ateşi karşı yamaca fırlatır, burada yangın çıkarır” diye seslenip gittiler.

Beyefendi de kadın da şaşkındı. Gece şiddetini artıran, sabaha karşı da iyice kuduran fırtınadan korkup, gün ağarırken iki yüz otuz bin liralık cipe binerek Akyaka’dan uzaklaştılar. Çadır da diğer eşyalar da orada kaldı.

GAZETEDE OKUDU

Olay, Beyefendi’yi kızdan soğutmuştu. “Bana göre fazla maceracı” diyerek ipleri kopardı. Zaten kız da kendisini gereğinden fazla kuralcı bulmuştu. O da arayıp sormayınca ilişkileri bitti.

Gökova’dan dönüşlerinin üzerinden bir ay geçmişti. Televizyonlar, Akyaka’da bir gün önce çıkan orman yangınının haberini veriyordu. Beyefendi yangının ayrıntılarını öğrenmek için tiryakisi olduğu Yeni Asır’a elini uzattı. Manşetteki ‘Deli Memet yaktı’ başlığı dikkatini çekti. Deli Memet’i tanımak, kim olduğunu bir an önce öğrenmek için haberi bir solukta okudu. Deli Memet, bir akıl hastanesi kaçkını değil, Gökova’da öğleden sonraları çıkan, gece de fırtınaya dönüşen deli rüzgarın adıydı.

Tevfik TORTAMIŞtevfik@seferihisar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.