SON DAKİKA

Diyarbakır izlenimlerinin en acıklısı yetim kalan çocuklardı

Bu haber 29 Mart 2015 - 9:52 'de eklendi.

Kardeş ilçe Sur Belediyesi’nin yaptığı program doğrultusunda önce Sanat Sokağı’nı geziyoruz, sonra da anne, baba veya ağabeylerini Kobani’de kaybeden çocukların resimlerinin sergilendiği, bir nevi okul denilebilecek mekanı gezmeye gidiyoruz. Yaşları 6-12 yaşlar arasında değişen bu çocukların suluboya resimleri duvarlardaki panoları süslüyor. Her tabloya acının, özlemin, kaybetmenin derin hüznü yansımış.

Mustafa Karabulut’un Diyarbakır izlenimleri (2)

GEZİMİZİN EN ACIKLI VE ÜZÜCÜ BÖLÜMÜ; ANNE, BABA VE KARDEŞLERİNİ KOBANİ’DE KAYBEDEN ÇOCUKLARIN DUYGULARININ YANSITILDIĞI RESİM SERGİSİYDİ. O BÖLGENİN İNSANLARI AYRI DEVLET OLMAK MI İSTİYOR, FEDERE DEVLET Mİ? YOKSA BAŞKA HEDEFLERİ Mİ VAR?..

İşte cevap bekleyen soru ve aldığım cevaplar:

Ailesini uzak diyarlarda kaybetmiş çocuklar, resimlerinde öldürülmüş Işid askerlerinin, imha edilmiş tank veya diğer savaş mühimmatının görüntülerine yer vermiş. İşin en ilginç tarafı da fotoğraflarını çekeceğimiz çocukların objektifimize poz verirken Işid’e karşı zafer işareti yapmaları oldu. Çocukların hali, acının o bölgede ne kadar derin ve kalıcı izler bıraktığını hissetmek için çok duygusal olmaya gerek olmadığını gösteriyordu.

Çocukların fotoğraflarını çekerken 9 yaşlarında bir kız çocuğu yanıma yaklaşıyor ve Türkçe bilmediği için el işaretiyle “Bu resmi ben çizdim, fotoğrafımı çeker misiniz” demek istiyor. Bu isteği yerine getirdikten sonra yaptığı resmi incelediğimde Işid tanklarının ve askerlerinin imha edildiği, ailesinin de onları kovaladığı bir çizim ile karşılaşıyorum.

Yazımın bu noktasında bir konuya değinmek istiyorum. AK Parti hükümetinin bu bölgelerde yaşayan insanların kendi dillerini konuşabilmeleri için çıkardığı kanunlar gerçekten çok isabetli olmuş.

Çünkü o bölgedeki kadın veya çocukların neredeyse hiç Türkçe konuşamadıklarına tanık oluyorum.

Anne, babalarını veya kardeşlerini kaybeden çocuklara eğitim ve moral veren hocalara içtenilikle teşekkür ettikten sonra program doğrultusunda Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne ziyarete gitmek üzere yola çıkıyoruz.

DİYARBAKIR EŞ BAŞKANI FIRAT ANLI’YI PROTOKOL MÜDÜRÜ ZANNETTİM.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi binasına girişimizde bizi Türkçesi son derece düzgün genç bir kız karşılıyor. ”Hoş geldiniz” cümlesinden sonra ana kapıdan içeri giriyor, merdiven basamaklarını çıkarken de henüz başkanlık makamına ulaşmadan bir beyefendi tarafından karşılanıyoruz.

Bizlerin elini sıkan ve şefkatle sarılan kişi ile birlikte başkanlık makamına doğru ilerlerken bizi karşılayan kişinin protokol müdürü olduğunu düşünmüştüm. Ancak kısa süre sonra anladım ki meğer bizi merdivenlerde karşılayan kişi, Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Fırat Anlı’dan başkası değilmiş.

Eş Başkan Fırat Anlı bizi geniş, oval koltuklarda ağırlarken, biraz sonra Eş Başkan Gültan Kışanak’ın makamına geçeceğimizi zannediyorum. Ancak kısa süre içinde oralardaki hiçbir belediyede başkan veya eş başkanların (büyükşehir olsa bile) makam odalarının olmadığını öğreniyorum. Gültan Kışanak, o saatlerde bir Tv programında canlı yayında olduğu için bizim yanımızda olamıyor, ancak diğer Eş Başkan Fırat Anlı, “Gültan Başkanımızın çok selamları var, sizleri karşılayamadığı için özür diliyor..” mesajını iletiyor.

FIRAT ANLI’NIN MESAJI ÇOK ANLAMLIYDI:

İsmini hatırlayamadığım ve o coğrafyaya ait özel bir bitki çayını yudumlarken bir yandan da sohbet devam ediyordu. Fırat Anlı, Tunç Başkan’a Sur Belediyesi ile kardeş şehir olmalarından dolayı memnuniyetini dile getirirken, “Bizleri bu güne kadar yüzde 99.99 ulusal basın bölmeye çalıştı. Ancak bizlerin, ülkemizin doğusunda, batısında yaşayan insanlar arasında hiçbir sorun olmadığını yerel basınımız sıcak tuttu. Yerel basın bizlerin de İzmir, İstanbul, Antalya veya Kırklareli gibi illerin talep ettiği yerelde yönetim isteğimizi dile getirdi. Bizler Ankara’dan yönetilmek istemiyoruz” cümlelerini kullanırken sanki benim beynimdeki Türkiye formulünü anlatıyor gibiydi. Hani benim “Başkan bizi aldattı..” başlığı altında bir köşe yazım vardı, işte istenen formül de oydu sanki…

Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Fırat Anlı ile aynı dilek ve düşüncede birer konuşma yaptıktan sonra Büyükşehir Belediyesi’nden ayrılırken, her merdiven başında iyi Türkçe bilen, şık giyimli genç kız ve delikanlılar, bizleri aracımıza kadar uğurluyor…

O BÖLGENİN İNSANLARI AYRI DEVLET OLMAK MI İSTİYOR? FEDERE DEVLET Mİ? YOKSA BAŞKA HEDEFLERİ Mİ VAR?..

Bir günlüğüne Diyarbakır’a gelen Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’in de katılımıyla Sur Belediyesinin eş başkanları Seyit Narin, Fatma Şık Barut, bizimle yakından ilgilenen meclis üyeleri Mürsel Erel, Mehmet Günoğlu ve ismini bilemediğim diğer meclis üyeleri ve halktan bazı akil insanlarla akşam yemeğine geçiyoruz.

Yemek sohbetinin derinleştiği bir anda etrafımda bulunan meclis üyeleri ve Eş Başkan Fatma Şık Barut’a bomba gibi soruları sormaya başlıyorum:

Siz bu bölgede ayrı bir devlet mi, yoksa federe bir devlet mi olmak istiyorsunuz?

Sur Belediyesinin Eş Başkanı Fatma Şık Barut cevap veriyor:

Biz ne ayrı ne de federe devlet olmak istiyoruz! Biz Türkiye insanlarıyla barış içerisinde yaşamak istiyoruz!

Merak ettiğim ikinci soruyu soruyorum:

Peki sizlerin kendi bayrağınıza benzer bir renginiz var. Bu bölgedeki insanlar kendi bayrakları gibi bu renkleri kullanıyor ve bu bölgenin bayrağı gibi ellerinde taşıyor, nedir bunun özelliği?

Fatma Şık Barut Cevap veriyor:

“Biz Seferihisar’a geldik sizlerin misafirperverliğinizi gördük ve sizin oralarda (Ege’de) kullandığınız ve köylerde kullanılan bir poşunuz var. Biz o poşulardan birer tane aldık. Hepimizin evlerinin köşesinde o poşular asılı. Sizlerin nasıl bölgesel bir giyim veya poşu kullanma tarzınız var ise bizlerin de bu bölgede kullandığı renk ve giyim tarzımız bu…Bu giyim ve renk, bizim yöremizin bir geleneğidir” diyor..

Yemekte söz alan Eş Başkan Seyit Narin, “Arkadaşlar bizim ayrı devlet veya federe devlet olmak gibi bir düşüncemiz yok, olamaz da… Biz Türk toplumuyla kardeşçe yaşamak istiyoruz. Seferihisar Belediyesi’nin bizim Ege Bölgesi’nde kendimizi anlatabilmemiz için bir barış kapımız olmasını istiyoruz.

Ulusal basın her zaman bizleri birbirimize yanlış anlatıyor. Biz siyasetçiler, bulunduğumuz bölgede kendi düşüncemizi yeterince anlatamıyoruz. Siz ve bizim yerel basına bu konuda çok daha fazla görev düşüyor. Lütfen bizleri o bölgeye, sizleri de bizim bölgedeki insanlarımıza anlatalım. Bizler kardeşçe yaşamak istiyoruz” sözleriyle Fatma Şık Barut’un açıklamalarına destek oluyor.

Daha sonra söz alan Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’in de benzer duyguları paylaşmasından sonra otelimize geçiyoruz. Sabahleyin Başkan Tunç Soyer, Sakin Şehirler Genel Sekreteri Bülent Köstem ile birlikte Diyarbakır’dan ayrılıyor. Biz misafirliği sürdürüyoruz.

01 NİSAN ÇARŞAAMBA AKŞAMI YAYINLAYACAĞIM DİYARBAKIR İZLENİMLERİMİN ÜÇÜNCÜ YAZIMDA:

– DİYARBAKIR BELEDİYESİ’NİN DÜZENLEDİĞİ NEVRUZ BAYRAMI RESEPSİYONUNA KATILDIK.

– KAPIDA KARŞILAŞTIĞIMIZ MİLLETVEKİLİ HASİP KAPLAN NE DEDİ?

– GÜLTEN KIŞANAK SEFERİHİSAR.COM VE YENİHABER YAYIN SORUMLUSU MUSTAFA KARABULUT İLE SEFERİHİSAR VE EGE İNSANLARINA HANGİ MESAJLARI VERDİ:

NOKTA VE VİRGÜLÜNE DOKUNMADAN AYNI CÜMLELERİ YAYINLAYACAĞIM.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.