SON DAKİKA

Emeklilik yaklaştığında yol bulma formülleri…

Bu haber 15 Kasım 2012 - 15:30 'de eklendi.

70’li yılların sonlarıydı. Seferihisar’ın belediye başkanı da Mehmet Ergun. İstanbul’dan geldim, gazeteciliğin yanında ticarete de atılmak istiyordum.

Kavakdere Palamut Yokuşu’ndan inildiğinde sağ tarafta siyah bir alan vardı. Bu alanı Orman Bakanlığı’ndan kiralayıp siyah mıcır imal etmeyi planladım.

Müracaatımı yaptım, mevzuat gereğince 9 kamu kurumundan olur alınacaktı. Üç ay içinde tüm kamu kurumlarından ‘olur’ yazıları geldi. Sıra İlçe İdare Kurulu’na gelince…

İlçe İdare Kurulu’ndaki Tarım İlçe Müdürü (tarım alanı olup olmadığı hususunda) Hükümet Tabibi (bu alan açıldığında sivrisinek olup olamayacağı hususunda) YSE, eski ismiyle “Yol Su Elektrik İşleri (yüksek gerilim geçip geçmeyeceği) konusunda v.s. değerlendirme yapacaktı.

İlçe İdare Kurulu toplandı, söz konusu alana gidildi.

Baş yetkili olmasa da fiilen öncülük yapan o zamanın kaymakamlık tarat ketibi, şimdiki kaymakamlık yazı işleri müdürü, yerdeki siyah taşlardan birkaç tane alıp cebine koydu.

İlçeye döndük.

Salı günü İlçe İdare Kurulu toplandı.

Her kamu biriminin temsilcisi ‘olur’ dedi.

Kararı yazma görevi kaymakamlık katibinindi.

Yanına gittim ve İlçe İdare Kurulu’ndan olumlu geçen kararın yazılmasını istedim.

Tarrat Katip Bey, cebindeki taşları masanın üzerine koydu ve ekledi: “Karabulut, bunlar maden olabilir…”

Ben o siyah taşlar ile madenin ne anlama geldiğini anlayamamıştım.

“Bunlar maden olamaz, bu taştan ancak mıcır olur” iddiasında bulunsam da mıcır ile maden arasında gelip giden sıcak duygusallığı, gençliğimin verdiği tecrübesizlikle çözememiştim…

Anlayamadığımdan olacak ki o günün Kaymakamlık (tarrat) Katibi, taşları küçük bir keseye koydu, analiz yapılması için MTA Genel Müdürlüğü’ne, Ankara’ya gönderdi.

Ben de evrak numarasını aldım ve Ankara’ya, MTA Genel Müdürlüğü’ne gittim.

Taşların “maden mi? Değil mi? analizi bir hafta sürdü.

Bir haftada MTA Genel Müdürlüğü çalışanlarıyla iyi dostluklarım olmuştu ama şimdiki parayla bana altı bin liraya mal olmuştu.

Sonuç raporda taş olduğu belirtildi. MTA’daki görevliler bu taşların kurumlarına niçin gönderildiğine de bir anlam verememişlerdi…

Aradan yıllar geçmişti. Benim daha sonra samimi olduğum, şimdi mefta olan Kaymakamlık Katibi, bana, “MTA’ya kadar gideceğine bana 500 lira verseydin o taşları Ankara’ya göndermeyecektim” demişti..

Sonuç:

Beni bir hafta Anklara’da süründürdüğü için kendisine hakkımı helal etmeyeceğim.

O günün Belediye Başkanı Mehmet Ergon’u çok severim, çok saygı duyarım. Bu konuyu çok iyi hatırlayacağını umuyorum. O günlerde bana “Karabulut hükümet binasına hıdırelezde bir oğlak gönderseydin Ankaralar’da uğraşmazdın” demişti.

Mehmet Ergun ağabeyimin Kulakları çınlasın…

Gelelim günümüze…

İŞTE O BELEDİYE’NİN İMAR MÜDÜRLÜĞÜNDE DUYGUSAL KONU OLDUĞUNDA EVRAK ANINDA İMZALANIYOR! OLMADIĞINDA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NE GÖNDERİLİYOR…

İZLEMEYE DEVAM EDİN….

Not: Bu Kaymakamlık Katibi emekli olduğunda İzmir Karşıyaka’da iki daire sahibi idi ama emekliliğinden bir yıl sonra vefat ettiğini duydum…

Ama o vefat etmiş olsa da anılarını hiçbir zaman unutmayacağım…

Yazımı çok sevdiğim bir söz ile bitiriyorum:

Mal sahibi, mülk sahibi! Hani bunun ilk sahibi..?

Mustafa KARABULUT
Mustafa KARABULUTmustafakarabulut54@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.