Heykelleri ben;

bir zaman tüneli olarak tanımlarım…

Plastik sanatların, en önemli dallarından biridir heykelcilik…

Ve insanlık kadar eski bir tarihi vardır…

……………

Milyonlarca insanın, dünyanın bir ucundan diğer ucuna;

seyahat ederek, gezegenin en ünlü heykellerini dünya gözüyle görmek zahmetleri boşuna değildir…

……………

Heykeller, üç boyutlu, bir anı, bir olayı simgeleyen sanat eserleridir.

Taş, mermer, bronz, ağaç gibi materyaller ve ilkel aletler kullanılarak yapılan binlerce yıllık heykeller şimdi müzelerimizi süslüyor ve her yıl milyonlarca kişinin binlerce kilometre yol kat etmesine neden oluyorlar!

Bir Roma heykelinin binlerce yıl önce işlenmiş detayları;

günümüzde bile insanları şaşırtmaktadır.

Mısır heykellerinin büyüklüğü, görenleri dehşete düşürürken, müzelerde saklanan büyüklü küçüklü milyonlarca heykel paha biçilmez değerleriyle, birer zaman tüneli olarak günümüzden geçmişe kocaman bir yol açmaktadır…

Heykelden bu kadar çok bahsetmemin nedeni;  Seferihisar’la ilgili…

Sanmayın sanat dersi notlarımı yayınlıyorum!

………………

Bildiğiniz üzere;

Seferihisar’ın en göz alıcı alanına bir üçlü heykel yapılmıştı…

Şimdi yerinde yok!

Yapan kişiyi tanımıyorum…

Plastik sanatların, ne ifade etmediği konusunda iyi bir örnek…

Plastik sanatların nasıl olması gerektiğine kötü bir örnekti bu üç adam heykeli…

İlçede çok eleştiri aldı…

Atatürk, İsmet İnönü ve Yarımada’nın düşman işgalinden kurtulmasında büyük kahramanlıkları olan Albay İbrahim Çolak’ı bir araya getiren heykel grubu, ilçede neden günün konusu olmuştu?

Öncelikle heykeli yaptıran Belediyeyi kutlamak gerekir… Çünkü niyet, çok  vefakar… Çok güzel… Keşke heykeli yapan sanatçı arkadaşımız da o duyarlılığı içinde hissetmiş olsaydı…

Ali Baba ve Kırk Haramiler heykeli yapmıyorsun…

Söz konusu bu üç önemli şahsiyet ise; heykelin o insanlara benzeyecek arkadaş…

Bunun başka yolu yok…

………………….

Heykel vardır, insanlar onu saatlerce seyreder.

Heykel vardır insanı karnını tutturarak güldürür…

Kimse kusura bakmasın ama;

Seferihisar’ın en işlek meydanına konan o heykel, güldüren cinstendi…

……………….

Duyduğuma göre heykeli yapan arkadaşımız, eseri eleştirildiği için, gazeteci Mustafa Karabulut‘u savcılığa şikayet etmiş…

Oysa; sanatçı eleştirilmeli… Eleştiriye açık olmalı… Eleştiriye katlanamıyorsan, herkesin seyredeceği eserleri yapmaya kalkışmayacaksın.

Heykeller, bulundukları çevreye, hayat veren eserlerdir.

Bir şehrin karakterini, derinden etkileyen sanat unsurlarıdır.

………………

Üç adam heykeli, belediye tarafından kaldırıldı…

Çünkü halktan çok tepki aldı…

Belediye Başkanı Tunç Soyer, “Halkın beğenmediği hiç bir şeye onay vermem” diyerek, sanatın da korunmasına katkıda bulundu bence…

Şimdi umuyoruz ki;

Gerçekten bu üç adamı şahane detaylarla bir araya getirecek yeni bir heykel yapılsın!

Kaldırılan heykeli yapan arkadaşa ise bir kaç sözüm var:

Heykelcilik, oradan buradan kalıpları alıp içini doldurmak değildir.

Biber dolması yapmıyorsun…

Bir kentin görselliğine katkı vermek için bu işe girişildiğini anlamalısın.

Ali Baba Kırk Haramiler heykelinde kimse “Bu Ali Baba’ya benzemiyor” demez ama…

Atatürk’ü İnönü’yü, Çolak‘ı yapıyorsan… Duracaksın!

Eleştirilere kızmayacaksın… Ders çıkaracaksın…

Sanatını geliştirmenin sırrı bu…

Sor kendine “Ben nerede yanlış yaptım?” diye…