SON DAKİKA

Hiç arı öldürülür mü

Bu haber 05 Ekim 2013 - 10:26 'de eklendi.

Evlilikleri kırkında çökmüştü. Tek çocukları olan kızlarının da üniversiteyi bitirip yüksek lisans ve doktora için ABD’ye gitmesinden sonra anlaşmalı ayrıldılar. Çocukluğu bağlarda, bahçelerde geçen kadın, yalnızlığını gidermek için toprağa sarıldı.

Bornova’nın birkaç kilometre üstünde, Manisa yolunun kenarında asmaları kurumuş, bakımsızlıktan harap hale gelmiş bir bağ satın aldı. İlk işi Bornova pazarından tanıdığı bir çiftçi aileyi aylıkçı tutup, kökleri kurumaya yüz tutmuş asmaları sökmek ve araziyi temizlemek oldu.

İşlerin çoğunu otuzlu yaşlardaki kara yağız köylü görüyor, bebekli hanımı da daha hafif işlerde kendilerine yardımcı oluyordu. Kara yağız delikanlı bebekli eşiyle birlikte kısa sürede araziyi temizledi. En büyük çabayı da harap bağın çeşitli yerlerindeki arı yuvalarını bozma konusunda gösterdi. Eşek arılarının yuvasına gazlı bezler sokuşturduktan sonra ateşe veriyor, sarıca arıların taşların alt kısımlarına ördükleri petekleri sopalarla bozuyordu.

Bal arılarını da istemiyordu. Onları da bir çimento kağıdının üzerine serdiği kavun, karpuz kabuklarına üşüştüklerinde el genişliğinde bir tahta parçası ile vurarak yok ediyordu.

ZAMANI BAĞDA GEÇİYORDU

Çizmeli kadın tesfiyeden sonra sondaj kuyusu açtığı araziye bağ dikti. Bağcılık konusunda büyüklerinden bilgi alıyor, ziraatçılara danışıyor, internet üzerinden araştırmalar yapıyordu.Amerika’da doktora yapan kızı da kendisine yardımcı oluyor, dal ve depo ömrü uzun türleri seçiyordu.

Kış tatiline gelirken aşı için ABD’den asma çubuğu bile getirmişti ama iklim koşullarını beğenmeyen aşı tutmadı. Dördüncü yıldı…

Aralıkta asmaları budadılar. Bağa ocak ayında iki kez göztaşı, şubattan itibaren de onar gün arayla sulu kükürt attılar.

Çizmeli kadın, ilk cemrede evinin balkonundaki kasalara yerli domates, yerli biber, yerli patlıcan tohumları ekti. Fideleri özenle yetiştirdi, Nisan sonuna doğru toprakla buluştururken de karık başlarına yerli darı taneleri bıraktı. Çiçek döneminde bağın alt tarafındaki erik ağaçlarında küçük siyah kurtçuklar oluşmuştu.

Ağaçları defalarca ilaçlayarak, kurtçukları keseleriyle birlikte yok ettiler. Kara yağız delikanlı ağaçları ilaçlamakla yetinmedi, bağı yeniden yurt edinmeye çalışan arıların yuvalarını dağıttı.

BENEKLER OLUŞTU

Yaza doğru salkımlar asmalarda iyice kendini göstermişti ama kadının istediği gibi olduğu söylemezdi. Özellikle iri taneli siyah üzüm salkımlarında kahverengi, siyah benekler oluşmuştu. “Ne bu salkımların hali” diye çıkıştığı kara yağız delikanlı kendisine bön bön bakıyor, “Vallahi ben de anlamadım hanımım” diyordu.

Biber fideleri birer birer azalmıştı. Diplerini açtıklarında köklerini yiyen kara kafalı küçük kurtlarla karşılaştılar. Kana kana suladıkları domatesler azmış, hemen hemen hiç ürün vermemişti. Zaten ağustosa girmeden de kurumuştu. Patlıcanlar isteksizdi.

Çok uğraştılar, çok didindiler olmadı. Ne bağlardaki salkımlardan doğru düzgün üzüm alabildiler ne de Bornova pazarında satılan o iri domateslerden, yeşil biberlerden, mor patlıcanlardan yetiştirebildiler. İlaçların hatırına erikleri güzel oldu o kadar…

ÇİFTÇİDEN HAYAT DERSİ

Ertesi yıl daha dikkatliydiler. Bu kez asmaları daha özenle budadılar. Ziraatçıların tavsiyesiyle domateslere çiçekten taneye geçinceye kadar su vermediler. Biber fidelerinin kökleriyle beslenen kara kafalı beyaz kurtları da kükürtlü su ile yok etmeye çalıştılar. Asmaya daha sık sulu kükürt attılar, salkım güvesi için ilaçlama yaptılar.

Ama nafile…

Ne bağdan, ne sebzelerden ürün alınabiliyordu. Üzümler salkıma geçmeden kavruluyordu. Darılar, ihtiyarların dişleri gibi seyrekti, her koçanda üç beş tanecik ya vardı ya yoktu…

Ziraatçıların önerileri de fayda etmemişti. Ama çizmeli kadın kolay kolay pes etmezdi. Manisa’ya giderken yolun sol tarafında tezgah kuran yaşlı bir adamın iri pembe domateslerini, Bornovayöresinin ünlü misket üzümlerini, yeşil Manisa biberlerini her zaman beğenir, özel olarak oraya alışverişe bile giderdi. Kara yağız delikanlıyı da yanına alıp yaşlı adamın yanına vardı.

Yaşlı çiftçi, hemen kasaya yöneldi, kadının her zaman aldığı iri pembe domateslerden seçmeye başladı. Çizmeli kadın, “Bugün alışverişe değil, danışmaya geldim amca” diye söze başladı. Sonra da bağ macerasını tek kelime atlamadan ayrıntısıyla anlattı. “Seninkiler gibisini bir türlü yetiştiremiyoruz, bize ne önerirsin” dedi.

KENDİNİZE İHANET ETMİŞSİNİZ

Yaşlı çiftçi, “Bağ, bahçe işi öyle kolay değildir. Bilginin yanında tecrübe ister. Yavaş yavaş öğrenirsiniz” diye başladığı sözlerini, “Önce toprağı, ağacı, bitkiyi seveceksin… Onlara çocuğuna davrandığın gibi davranacaksın. Anladığım kadarıyla bu sevgi sende var. Budamayı bileceksin… Anlattığına göre onu da doğru ve zamanında yapmışsın” diye sürdürdü. Sonra da en önemli hayat dersini verdi:

“Ama arıları yok etmekle tabiata ve kendinize ihanet etmişsiniz.Hiç arı öldürülür mü?.. İster sarı, ister bal arısı olsun. Hatta eşek arısı, kara arı… Hiçbirini öldürmeyin. Çiçeği dölleyen arıdır. Siz onu yok ederseniz, ne üzüm olur bağınızda ne sebze ne darı…

Artık zirai ilaçlama çıkınca arının da kökü kurudu. Sırf bu yüzden dört kovan arı koydum bağımın köşküne. Ballarını bile almam. Yeter ki arılar yok olmasın.

Arılar yok olursa tarım biter, dünya yok olur…”

Tevfik TORTAMIŞtevfik@seferihisar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.