Egelilerin, alel aceleye getirilen karar ve uygulamalar karşısında, önce ‘Alıp da gaçan mı’’  diye tepki gösterme, ardından da mücadele bayrağını açma gibi bir geleneği vardır.

Bu durum, Yunan’ın İzmir’i işgalinden sonra böyle olmuştur.

ABD güdümlü 15 Temmuz ihaneti püskürtülürken böyle olmuştur.

Bergamalıların Ovacık’ta siyanürle altın çıkarılmasına karşı mücadelelerinde böyle olmuş, ancak FETÖ’nün devletin tüm kurum ve kuruluşlarına egemen olduğu dönemde, hakim gücün demir yumruğu ile ruhsatlar, faaliyet izinleri, firma tarafından alıp da kaçırılmıştır.

Seferihisarlıların burunlarının dibinde orkinos çiftliği kurulurken, ‘’Dur bakalım, alıp da gaçan mı’’ denilerek mücadele bayrağı açılmış fakat hakim güç, burada da denizi alıp gaçanlara ‘Geç’ demiştir.

TAM DA SEÇİM ÖNCESİ

Şimdi de bölgemizde jeotermal alanında faaliyet gösteren bir firma, Türkiye seçime kilitlenmişken ‘alıp da gaçma’ derdiyle Doğanbey’deki Kanlıada’da jeotermal kuyusu açma izni aldı. İzmir Valiliği, antik dönemden kalma eşsiz adada termal su aranması için ‘’ÇED gerekli değildir’’kararı verdi.

Başta seferihisar.com olmak üzere Ege basını da olayı yorumsuz, sıradan bir haber olarak verdi.

Oysa sadece Doğanbey’i değil, Özdere’den Seferihisar’a kadar tüm sahili derinden yaralayacak bu olayın sorgulanacak çok yönü vardı…

Öncelikle  haberde, mitolojik adı Myonnesos, halk arasındaki adı Sıçan Adası olan küçük kara parçasına sondaj hançerini saplayacak firma ile ilgili tek kelime yoktu.

TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLUYOR

Diyeceksiniz ki ‘’Jeotermale takıntılı mısın?’’    

‘’Değilim ama!’’ diye eveleyip gevelemeden cevabım açıktır… ‘’Evet, jeotermale takıntılıyım…’’

Çünkü Türkiye’de jeotermal enerji konusunda henüz bir yasa yok…

Şöyle veya böyle ruhsatını alıp kuyu kazan, uygun derinlikte ulaştığı suyun sıcaklığına göre de seracılık, konut ısıtılması, turizm ve elektrik enerjisi alanlarından birisine yönelen firmalar, işi kitabına uydurup tarım alanı, turizm bölgesi demeden toprağın bağrına borularını çakıyorlar.

Özellikle jeotermal enerji santralleri doğa katliamına yol açıyor… Firmalar, termal sudan elektrik enerjisi elde ettikten sonra yeniden magmayadoğru enjekte etmeleri gereken kimyasal yüklü akışkanı, kısa yoldan doğaya bırakarak çevre katliamına yol açıyorlar.

Çünkü akışkanın geriye enjektesi, ek yatırım, ek maliyet, ek gider demektir.

Kapitalizmin en sevmediği şey de cepten, cüzdandan, banka hesabından para çıkmasıdır… Bu yüzden jeotermal enerji santrallerinden, kimi zaman gece karanlığında kimi zaman puslu havada derelere, çaylara akışkan bırakılmasının sebebi budur…

Filtresiz bacalardan zeytin, mandalina, incir, sebze bahçelerinin, evlerin, şehirlerin, insanların üzerine kükürt tozu yayılmasının nedeni de sıcak para aşkıdır.

SANKİ CENNET YARATILIYOR

Kanlıada’ya sondaj izni haberi öylesine cilalanmış, öylesine allanıp pullanarak servis edilmiş ki işe arazi üzerindeki yeşilliği yok ederek başlayacak firma, sanki doğaya zerrece zarar vermeyecekmiş. Sadece 50 metrekarelik bir alanda 200 metre derinliğe inilecekmiş. Hazineye ait alandan çıkacak tehlikeli atıklar, yetkili firmalara teslim edilerek bölgeden gönderilecekmiş. Sondaj işlemi tamamlandığında da çalışmalara başlama safhasında yüzeyden sıyrılan bitkisel nitelikli toprakla alan örtülerek ada mümkün olduğunca eski haline getirecekmiş…

Taş ocaklarının Manisa Spil Dağı’nda, Muğla ormanlarında, Toroslarda, HES’lerin Karadeniz vadilerinde, çimento fabrikalarının İzmir Pınarbaşı tepelerinde yaptığı tahribatı ve kazılan alanları hiçbir zaman eski haline getirmediklerini gördükten sonra bu vaatlerin karşısında söyleyeceğim tek şey, ‘’Bunları külahıma anlat’’ demektir.

TUNÇ BAŞKAN’IN HASSASİYETİ

Olay üzerine Başkan Tunç Soyerüzerine düşen ilk adımı attı ve konuyu yargıya taşıyacaklarını açıkladı. Bravo Tunç Başkan’a!.. Orkinos çiftliği, taş ocağı, balıkçı barınağı ve Ürkmez marina olaylarındaki hassasiyetini burada da gösterdi.  Şimdi bize düşen görev, Başkan’ın Kanlıada’dasondaj için verilen ‘’ÇED gerekli değildir’’ kararının iptali konusundaki mücadelesine omuz vermek, Yarımada halkı olarak bu konuda da dayanışma içinde olmaktır…