Dağa taşa yazasım var:

Ye, iç, gül, oyna

Dönüp bakma arkana

Ayaklar baş olmuşsa

Namus başa bela.

* * *

Şu İmar Barışı mevzusu mesela.

Adı “barış” ama…

Şehirlerin kurtulma umuda vurulan yeni bir darbe ve yasalara uyarak yaşamış insanlara karşı açılan yeni bir “savaş” mı yoksa?

Bilenlere sordum…

Eyvah” dediler.

EYVAH.

* * *

Enayi yerine konmak kanıma dokunuyor.

Kızıyorum o zaman çok kızıyorum.

Hele şu aralar…

Trump’a mı daha fazla kızayım, Aziz Kocaoğlu’na mı yoksa başka birine mi; bilemiyorum!

* * *

Ben insanım yahu.

Dinle beni.

Duy sesimi.

Olmaz canım.

Hep bana Rabbena, olmaz.

Ha bire “dediğim dedik” diyemezsin.

Düdük ağzında, diye; canın istediğinde öttürmezsin.

* * *

Offf of.

Sıkılıyorum, çok sıkılıyorum.

Dünya kötü, durum fena.

Çorbadaki tuzum…

Mustafa Karabulut’u ne zaman ve nasıl tanıdığımı, sanırım ya bir yazısında veya kitabında anlatacaktır kendisi.

Benim söylemek istediğim, yaptığı işi önemsediğimdir.

Birkaç yıl önce bir proje uygulamıştık, çoğu kez olduğu gibi, hobi niyetine!

Adı “Kıyı Kıyı” idi.

Çanakkale’den başlayıp, Fethiye’ye kadar uzanan sahil şeridine odaklanmıştık.

Ege’ye yani.

Proje güzeldi, imkanlar ise yetersiz.

Neticede bir vade sonunda tıkandık tabii.

Fakat Mustafa KarabulutGüzelbahçe, Seferihisar, Gümüldür, Özdere hattındaki” çabasını başarıyla sürdürüyor.

Geçen gün aradı, “Abi tuz var mı” dedi.

Var” dedim.

Bu güzel çorbada benim de tuzum olsun bari.