SON DAKİKA

Ömür biter umut bitmez

Bu haber 29 Kasım 2012 - 10:21 'de eklendi.

Selanik’in Karacaova köyündeki evinden, hayvanlarından, topraklarından koparılarak İzmir’e yerleşmek zorunda kalan Nalbant Alim 1923 mübadelesi ile Anadolulu olmuş, devlet, kendisine Güzelbahçe taraflarında 8 dönüm bahçe vermişti.

Sahil boyunca uzanan toprak yolu kimi zaman yaya kimi zaman ayağına nal çakılması için kendisine bırakılan atlardan birisiyle aşarak Konak’a gelir, devletin yetkililerine Rumeli’de kalan mallarının, mülkünün akibetini sorardı.

Çok yorulmuşsa o gün Güzelbahçe’ye gitmez, Agora’nın arkasındaki küçük pencereli handa konaklardı.

Savaştan yenik çıkan Rumlar büyük ölçüde İzmir’i terk etmişti ama Türk komşularının himaye ettiği birkaç Rum aile hala İzmir’de idi.

Hanın içindeki kahvehanede çalışan 16-17 yaşlarındaki Mihailis de yatalak anasını bırakıp kaçamadığı için İzmir’de kalmıştı.

İşgal yıllarında biraz da yaşının küçüklüğüyle Rum çetelerinin Türklere ve Müslümanlara yönelik eziyetlerine katılmamıştı ama ne de olsa Rumdu. Rum çetelerinden zulüm görenlerin gözünde hala düşmandı. Ama han sahibi Kerimoğlu kendisine kol kanat gerdiği için hiç kimse dokunamıyor, laf edemiyordu.

Nalbant Alim, Rum gence ısınmıştı. “Haydi efem, bir çay kap gel” dediği Mihailis’e, “Ulen ye biraz be, ne bu sıskalık. Bak bu halinde hiçbir kız beğenmez seni” diye takılırdı.
Mayıs ayında valilik duvarına asılan mübadele listesinde Mihailis’in adı yoktu ama yatalak anası Akathi’nin ismi üçüncü sıradaydı. Haziran’ın ilk haftasında limandan kalkacak gemiyle Trakya’ya götürülecek, Selanik civarına yerleştirileceklerdi.

İPEK MENDİLİ UZATTI

Mihailis’in Selanik’e götürüleceğini öğrenen Nalbant Alim’in içinde bu umut doğdu. Karataş yamacındaki ahşap evin salonunda ömür tüketen Akathi’yı ziyaret etti, “Geçmiş olsun” dedi. Kadın önce korktu, donuk gözlerle bir oğluna, bir Alim’e baktı. Kadının tedirginliğini fark eden Nalbant Alim, “Benden korkmayın. Dört beş ay önce Selanik’ten mübadele ile İzmir’e geldim. Malım, mülküm orada kaldı. Karacaova köyünde Kaymakçalan dağının eteğinde on sekiz dönüm zeytinliğim, yedi dönüm bahçem vardı. Dört ineğimi, yirmi koyunumu imza karşılığında köyün çobanı Nikolaos’a teslim ettim. Onları size satayım. Siz de bana bu evi bırakın, üç beş akçe de para verin” teklifinde bulundu.

Akathi acı acı gülümsedi, “Ev bizim değil. Kirasını hancı ödüyor. Bizde para, pul yok” dedi. Sonra da koynundan ipek bir mendil çıkarıp Nalbant Alim’e uzattı.

Mendilde kırmızı taşlı bir evlilik yüzüğü ile cenaze masrafları için biriktirdiği bir reşat altını vardı. “Yeterse al” dedi.

Nalbant Ali sustu kaldı. Mendili elinin tersiyle itip evden boynu bükük ayrıldı. Ama aileye kırgın değildi. Seyr-i Sefain İdaresi’ne ait vapurla Yunanistan’a götürülecek olan Akathi’yi sedye üzerinde Mihailis ile birlikte taşıdı.

Mihailis, iskeleden ayrılırlarken, “Meraklanma Alim Ağa. Ne yapıp edip tarlalarının, ineklerinin karşılığını almana yardımcı olacağız. Benim gücüm yetmese de annemi herkes sever, sayar” dedi.

Nalbant Alim bir yandan Yunanistan’a giden Mihailis ve annesinden haber bekliyor, bir yandan da Yunanistan’dan getirilen mubadillerin haklarının kaybolmaması için oluşturulan Muhtelit Mübadele Komisyonu üyelerine ulaşmaya çalışıyordu. Kalaycı Saim’in oğluna arzuhal yazdırıyor, Selanik’te kalan mallarının karşılığında İzmir’den giden Yunanlıların ev veya tarlalarından kendisine pay verilmesini istiyordu.

Ama Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması, Lozan Anlaşması’nın imzalanması, sorunları tamamen ortadan kaldırmamıştı, Anadolu’dan Yunanistan’a giden 1 milyon 200 bin Rum ve yerleşik çeteler, çoktan Müslümanların orada kalan mallarının üzerine konmuştu. Yunanlıların kaçarken evlerini yakıp yıktığı ahaliden bir kısmı da onların burada bıraktığı bahçelere, binalara yerleşmişti. Zaten Nalbant Alim’in elinde ne tapu ne senet ne de bir başka evrak vardı.

İNANCINI KORUDU

Nalbant Alim Karacaova’daki mallarına kuvuşma hayalini hiçbir zaman yitirmedi.

Mihailis’ten aldığı iki mektup umutlarını tazeledi. Muhtelit Mübadele Komisyonu’ndan gelen, “Arazilerinizin dönümü 6 liradan hesaplanacak. Görüşmeler devam ediyor” açıklamasıyla ümidi daha da arttı.

Cumaovası’ndan bir kıza sözlendirdikleri oğluna, “Hele bir şu malların parası gelsin, düğünü kolaylarız” derken de kızının iki bebesini kucağına alıp, “Durum bakalım, deyin bakalım. Hele şu tarlaları, hayvanları bir elden çıkaralım. Bakın o zaman siz olacaklara. Size kocaman vapur alırım vapur” diye severken de inancını koruyordu.

Cumhuriyet’ten sonra Türkiye’de pek çok hükümet kuruldu. Tek partili dönemden çok partili döneme geçildi.

Darbeler, ihtilaller oldu…

Yunanistan’da da başbakanlar, bakanlar değişti. Her seçim öncesinde Nalbant Alim ve Nalbant Alim gibi 480 bin civarındaki mübadile, Trakya’daki mallarının bedelini alacakları sözü verildi.

Ama ne Türklerin oradaki mallarının satışı ne de Rumların buradaki mallarının akibeti hiç değişmedi.

Bir asra yakın ömür tüketen Nalbant Alim de, Selanik’e yerleştirilen ve Nalbant Alim’e verdiği sözü tutmak için çabalayan Mihailis ile anacığı Akathi de çoktan toprak oldu.

OĞLU HAK PEŞİNDE

Nalbant Ali’nin yaşı altmışı aşan oğlu, on yıl kadar önce Karacaova’ya gitti, artık kasaba olan kentin yöneticileriyle görüştü. Yedirdiler, içirdiler, “Biz Türklerle dostuz” deyip ağırladılar. Ama söz babadan kalma zeytinliklerden, bahçelerden, evlerden açılınca lafı döndürüp dolaştırıp konudan uzaklaştırdılar.

Dostluk ve kardeşlik adına, üzerinde Karacaova’nın fotoğrafı bulunan çini bir tabak hediye edip Türkiye’ye postaladılar.

Çini tabağın hediye edildiği anı gösteren fotoğraf ve görüntüler, yerel gazete ve televizyonlarda, tarihi Türk-Yunan dostluğunun göstergesi olarak yer alırken, Nalbant Alim ve Nalbant Alim gibilerin derdine hala derman bulunamadı.

Tevfik TORTAMIŞtevfik@seferihisar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.