Seferihisar, Venedik ve hayal etmek

Seferihisar, Venedik ve hayal etmek

0

SEFERİHİSAR, VENEDİK VE HAYAL ETMEK…

İnsanoğlu antik çağdan beri bilinçli ya da farkında olmaksızın kentlerle etkileşim içerisinde olmuştur. Kentlerin dönüşümü ile insanoğlunun dönüşümü birbirini beslemiş, bu dönüşüm aynı zamanda “kültür” ve “uygarlığın” ortaya çıktığı bir sürecin “kent merkezli” olmasını sağlamıştır.

Yani insan-kent ilişkisi destansı uygarlıklar yaratırken, kentler bu destanın içinde “masalsı” bir güzellik ve ihtişamla anılmış ve tarih yazıcılar tarafından anlatıla gelmiştir.

Bizler dilden dile anlatılan ya da yazılarda bahsi geçen o kentlerde yaşamadık. Fakat o kentleri hayal edebiliyoruz. Zaten kentleri tılsımlı kılan da bu; gerçeklik ve ütopyayı aynı anda barındırması.

Seferihisarlılar olarak bir düşünelim; hangimiz Antik Yunan döneminin Teos’unda yaşadı?

Mesela DionysosTapınağı’nda yapılan bir ayini gördü mü birimiz? Ya da “Bouleterion” adıyla bilinen şehir meclisinde heyecanla tartışılan bir gündemi? Teos’u yerle bir etmek için Ege Denizi’nden kopup gelen Dor istilasını var mıdır gören? Dünyada kurulan ilk Aktörler Birliği’ni? Ünlü şair Anekreon’u ve filozof Demokritos’u?

TEOS UYGARLIĞINI DÜŞÜNÜRKEN

Cevabınız elbette hayır. Ama bugün Teos’un kıyısından köşesinden geçerken yahut gezerken buranın geçmişte ne kadar devasa sınırlara sahip bir uygarlık olduğunu düşünmeden edemiyoruz.

İnce işlikle yoğrulmuş, desenlerinde sanat kokan taşların nasıl ve hangi heykeltıraşlar elinde oyulduğunu düşünürken seyre dalıyor, adeta kafamızda Teos’u yeniden canlandırıyoruz: Teos Yeşili mermerlerle kaplanmış duvarlarını, bir tütsü edasında şaraba, zeytine ve belki de kekik kokusuna bulanan sokaklarını, inceden vızıldayan ve gökyüzünün maviliğine karışan insan seslerini…

Belki de sefere hazır, Mısır’ın İskenderiye Limanı’na kadar varacak gemileri ve bu gemilere yüklenirken güneşin kızıllığında parlayan anforaları düşünmeyeniniz var mıdır?

İnsanoğlunun hayal dünyası geniş…
Kentlerse bu dünyada sınırsız ve kusursuz…

İşte yaşadığımız Seferihisar’ı bir zamanlar böyle düşlüyorum…

İMKANSIZ KENTLER

Cittaslow felsefesine ilham veren İtalo Calvino “Görünmez Kentler” adlı kitabında insanın şehirle olan ilişkisini ömür boyu süren bir flörte benzetiyor. Bir nevi sonu olmayan, karşılıklı oyunların ve jestlerin daima canlı tutulduğu bir flört… Bu öyle bir flört ki kitap, Venedikli Marco Polo’nun Kubilay Han’a sunduğu gezi notlarında ve aralarında geçen uzun ve bitmez tükenmez diyaloglarda ütopik Venedikli hanına imkansız kentleri anlatıyor. Bu imkansız, zamandan ve mekandan bağımsız ve tamamına kadın ismi verilmiş 55 hayali kentin çıkış noktası hep aynı: Venedik.

“Diğer kentleri anlamak, farklılığını kavramak istiyorsan gizli bir ilk kentten yola çıkmak zorundayım. Benim için bu Venedik.”

Ve Venedik çıkışlı 11 duraklı bir yitmişlik yolculuğu. Marco Polo, içinde Venedik’ten parçalarolan 55 masal kentine bir yitmişlik yolculuğu yapıyor, teker teker hepsine uğrayıp her durakta bir şeyler kaybederek.

Demem o ki yukarıda anlattıklarım dolayısıyla bizim de artık bir yolculuk yapmamız gerekiyor.

Gerekirse kaybedip, kaybettiklerimizi “anımsamamızı” sağlayacak ama bize “neyi/neleri kazanmamız gerektiğini öğretecek” bir yolculuk olmalı bu. Herkesin zihninde başlayan ve zihnin haritalarında yorulmak bilmeyen bir arayışı ifade eden bir yolculuk…

İşte bu anda benim yolculuğum şehrin tam da dışında başlıyor:

Kocaçay’ı bilirsiniz. Ataların “kocaman” diyerek bize miras bıraktığı ve belki de üzerine düşünmemizi istedikleri bu çayın etrafından geçerken, her zaman gördüğüme değil görmek istediğime yoğunlaşıyorum.

İtalo Calvino’nun farklılığını kavramak istediği ve çıkış noktası olan Venedik niye benim de çıkış noktam olmasın?

Bugün İzmir’in bir ilçesi olmaktan da öte kendine özgü bir kimlik yaratmış olan Seferihisar, bu çay üzerinde niye kendi Venedik’ini yaratmasın?

Hemen Venedik diye tebessüm edenleri sükunete davet ediyorum. İşte bakın, geçtiğimiz ay Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, Sen Nehri’ni araç trafiğine kapatarak nehrin kıyısına “Felsefi Park” yapılacağını belirtti. (http://www.arkitera.com/haber/24798/sen-nehrine-felsefi-park)

Bu projeyle, nehir belki de Avrupa’nın bisiklet başkenti olma özelliğini taşıyacak. Yeni yürüyüş rotalarıyla yaya dostu olması öngörülen, kültürel ve sportif amaçlı tesislerin kurulacağı bu nehir bambaşka bir dönüşüme uğrayacak. Bu dönüşüm, gündelik hayatın hızını unutturan, sakinleştiren, düşünmeye ve hazza sevk eden, yani “haz ve hızın ters orantılı” olduğu yeni bir atmosfer yaratacak.

O zaman bizim neyimiz eksik demeden cevabını hemen veriyorum: “Hayal gücü”

Teos, Antik Yunan’da şehir anlamına gelen “Polis” olarak biliniyordu. Bugün bu büyük uygarlık mirası üzerinde yapacağımız küçük dokunuşlarla Cosmopolis Teos’u (kozmopolit sözü buradan gelir) inşa edebiliriz. Yine Doğanbey eski yerleşim alanı çok açıktır ki eski Rum yerleşimidir. Bugün inanıyorum ki olası bir projeyle Şirince’nin de ötesine geçen bir farklı bir doku yaratabiliriz.

Özellikle Kocaçay’ı tekrar düşünelim derim. Akarca’ya kadar uzanan ve denize dökülen bu uzun nehrin etrafında neler yapılabileceğini söylemek için zihinlerde uzun bir yolculuk yapmak gerekiyor.

Siz de hayalleriniz de böyle bir yolculuğa çıkmak istemez misiniz?

Zaten değişimin ilk aşaması “hayal etmek” değil midir?

İnanın hayal ettiğinizde bile her şeyin değiştiğini görebileceksiniz…

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu haber dikkatinizi çekebilir

Seferihisar Şehir Meydanı üzerine bir kaç öneri…

Bir kentin kalitesini ölçmek istiyorsanız o şehrin meydanlarına