Sevecen Dr ve Kazık Müzisyen

Sevecen Dr ve Kazık Müzisyen

0

Aslında birinci bölümde yazacağım yazı, tam bir Aziz Nesinlik, ama ben de dilim döndüğünce yaşadığımı yazmak istedim.

İki hafta önce rahmetli babam vefat etti. Doktordan ölüm raporu istendi. Seferihisar’ın ünlü ve sevilen Doktorlarından Kamil Kırant’ı aradım ve ne yapmamız gerektiği konusun da bilgi istedim.

Kamil Kırant bir telefon numarası verdi. Telefonunu verdiği doktor Güzelbehçe’de ikamet ediyordu.

Sonradan adının Caner Fidanel olduğunu öğrendiğim doktoru telefonla aradım ve konuyu anlattım. “Mustafa Bey, ben Güzelbehçe’deyim Seferihisar’da sizi nasıl bulabilirim?” diye sorduktan sonra geldi, buluşup Kavakdere’ye gittik.

Eski yıllarda olduğu gibi meftanın sağına soluna bakıp ‘ölüm’ raporu vereceğini sanıyordum.

Bizim Doktor  Caner Fidanel, elindeki iki kutuyla üçüncü kata kadar uzanan merdivenleri bir bir adımlarken,  elindeki iki kutuyu işaret edip, “Biz taşıyalım..” desek de “Hayır ben taşırım” diye yanıt verdi ve meftanın bulunduğu odaya girdi.

Aslında bu doktorun adına ‘Tonton Doktor‘ da diyebiliriz. Çünkü hem tonton, hem neşeliydi..

Tonton doktorumuz meftanın başına geçti , oda tıklım tıklım doluydu. Önce bir küçük sehpa istedi, daha sonra bu fikrinden vaz geçti: “Yok yok. Ben aletlerimi buraya koyabilirim.”

Yine de küçük bir sehpa geldi. Kutunun birisini açarken, anlatmaya başladı: “Burada şu telefon hattı çekiyor mu?” odadakiler topluca “Çekiyor” dediler.

Tonton Doktor anlatmaya başladı: “Şimdi çıkaracağım alet ile yapacağım işlemler sonrasındaki tüm bilgiler Ankara’ya gidecek.” Sıra diğer kutuya geldi. ”Bu kutudan çıkardığım alet ile kayıtlarımın çıkışını alacağım ve birer suretini size vereceğim. Bu belgeler ile meftanın öldüğü kanıtlanacak ve bu belge ile geride kalanların maaş veya miras hakkı olacak…

Tonton Doktorumuz, hem neşeli hem güleç yüz ifadesiyle oda dolusu insanlara bilgi veriyordu:

Bakın eskilerde böyle bir şey yoktu. Ben bu aletlerle geziyorum. Burada yazdıklarım bu insanın öldüğünü kanıtlayacak.

Neyse, tonton ve güler yüzlü doktorumuz yazıları yazdı ve sıra meftayı kontrol etmeye geldi . Bir anda yüzü asıldı, başladı sorulara. “Ne zaman öldü? Yanında kim vardı? Tam saati söyleyin bana! Daha önce hastalığı var mıydı?”

Ardından mevtanın her tarafını kontrol etti, ”Evet kendisi ölmüş. Exs olmuş yani…” dedi.

Yani Tonton Doktor, bir yandan gülüyor, bir yandan teknolojiyi anlatıyor, diğer yandan da bir anda kaşlarını çatıp görevini yapıyordu…

Kısacası özlenen bir kamu görevlisi ve tam bir tonton doktor amcaydı… İşin özeti, her kuruma bir tonton lazım…

KAZIK MÜZİSYEN

Bazı müzisyenler vardır şarkılarını dinlediğinizde efkarlanır, duygulanırsınız, ama o ismi yakından tanıdıktan sonra ne sesini ne de şarkılarını dinlemek istersiniz. Yazacağım yazı işte böyle bir şey.

Seferihisarlı ve bizim de akrabamız olur. Adı S. Türk Sanat Müziği parçaları söyler. Bir akşam, Sevgili Tevfik Tortamış Hocam ile Sığacık’ta bir restoranda yemekte iken bizim akraba şarkı söylemeye başladı. Bizim masadakiler de konuşmalarını kesip o güzel sesin müziğini dinlemeye daldı. Belirli zaman sonra Türkçe öğretmenimiz ve 35 yıllık gazeteci Tevfik Tortamış Hocamız “Ya bu isimden birkaç not alıp haber yapalım” dedi. Defterini kalemini aldı, bu beyefendinin masasına gitti. Tevfik Hocam‘a ne derse iyi? “Şu anda röportaj veya haber için müsait değilim..

Yani o yaştaki bir insan... İzmir’de emsalina rastlanamayan bir gazeteci, beyefendi yanına gidiyor. Bu kazık sanatçı ise (…) yukarıdaki cümleyi kullanıyor…

O günden sonra her sohbette öğreniyoruz ki, bu sözde müzisyen arkadaş, hem müzik eğitimi almamış, hem kendisinden iyi olan arkadaşlarını kıskanıp yanından uzaklaştırmak ister, hem de kendisini dev aynasında gören, daha doğrusu aşağılık duygusuna kapılan bir isim imiş…

MÜZİK DENİNCE

Yukarıda belirttiğim gibi önce insan olacak, sonra mesleğini sevdireceksin. İşte aynı meslekten değerli bir isim Seferihisar Halk Eğitim Merkezi‘nde koro şefliği yapıyor ve insanlar Türk SanatHocası Erdoğan Zeybel‘i hayranlıkla dinliyor.

Bu adam gibi adama, hep birlikte sahip çıkmamız gerekmez mi?

Ayrıca Seferihisar’ın çok sevdiği bir isim daha var. Adı Dilek Güney. Türk Sanat Müziği söylüyor bu isim de… Dillere destan bir sanatçı… Müzik Öğretmeni…

Bu iki isim, hem sanatçı hem karakter sahibi kişiler.

Önce insan olanı ve mesleğinin en iyisini yapanı alkışlıyoruz. Hem de kucak dolusu alkışlarla… İyi ki varsınız….

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu haber dikkatinizi çekebilir

Fethullah Gülen’i 45 yıl önce sanık sandalyesine oturtan savcı

Türkiye 15 Temmuz günü bir darbe girişime tanık