Sözcü basın özgürlüğünün değerini yeni mi anladı?

Sözcü basın özgürlüğünün değerini yeni mi anladı?

0

Sözcü Gazetesi’nin biri muhabir, diğeri Mali İşlerden sorumlu iki elemanı gözaltında ve bu gün büyük ihtimalle adliyeye sevk edilecekler…

Mali işlerin araştırılması konusunu bilmem…

Ama İzmir muhabiri Gökmen Ulu‘nun yaptığı bir haber nedeniyle bu sıkıntıları yaşamasını bir gazeteci olarak kabul edemiyorum…

Cumhurbaşkanı’nın nerede tatil yaptığını bulup yazmak suç olabilir mi?

Ha, bunun 15 Temmuz kalkışmasının hemen önünde olması önemli derseniz bu bir gazeteciyi suçlamak için yeterli sebep mi?

Düşünün…

Bir gazeteci, diyelim bir büyük alışveriş merkezinde güvenlik zafiyeti olduğunu duyuruyor ve orası ertesi günü bombalanıyor… Gazeteciye “Bu işten sen sorumlusun” denilebilir mi?

Konumuz bu değil aslında…

Konumuz Sözcü Gazetesi… Ve kumpaslar!

Gazetenin sahibi, Burak Akbay, yurt dışından demeç üzerine demeç verip gazetesinde yayınlatıyor… “Sözcü susarsa Türkiye susar, benim arkamda kirim pasım yok” mealinde, yiğitçe laflar ediyor!

Hakkında gözaltı kararı var…

Ben olsaydım onun yerine; çıkıp aslanlar gibi gelirdim ülkeme ki; Türkiye yiğit görsün!

Evet, adalet, hukuk, yargı konularında ciddi endişelerimiz var… Ama ben inanıyorum ki; doğru adamın belini kimse bükemez…

Sözcü, şimdi feryat ediyor… Halkın gazetesi ya… Dinleyin şimdi şu olayları:

Gazeteci Ender Coşkun ile birlikte, 7 Şubat Mit Kalkışmasının ardından Feto’nun özel davetlisi olarak melanet yuvası Yamanlar Koleji’nin parasıyla Pensilvanya’ya götürülen ve terörist başının misafiri olan gazetecilerin resimlerini yayınladık.

Bu arkadaşların bu gezinin ardından bu görüşme hakkında tek satır yazmadıklarını anlattık ve “Bu ne iş?” diye sorduk. Bu bir gazetecilik faaliyeti olsaydı, finali bir röportaj ile sayfalara, ekranlara yansırdı çünkü. Yetmedi, bu kişilerin yine FETÖ parasıyla Afrika gezisi yaptığını ortaya çıkardık, belgeledik. Yetmedi, bu gazetecilerden bazılarının FETÖ okullarının açılış kurdelesini keserken resimlerini yayınladık. Yetmedi, FETÖ vakıflarını öven yazılarını ortaya çıkardık.

BÜTÜN BUNLARI DA 15 TEMMUZ KALKIŞMASININ ÇOK ÖNCESİNDE YAPTIK!

Onlara kimse “Gelin bakalım bu ne rezalet” demedi. Ama onların bir şikayeti ile ben ve Ender Coşkun Terörle Mücadele Şubesi tarafından gözaltına alındık ve saatlerce sorgulandık. Şikayet neydi biliyor musunuz? Biri haberlerimizden rahatsız olmuş, onurunun zedelendiğini söylemiş, öteki de, “Bunlar Fetö Kriptosu olabilir” demiş. İşte bu kadar! Bu laflar bizi gözaltına aldırmaya yetti… Aslında bu bir gözdağı idi biliyoruz! Bize “Susun, uğraşmayın bu işlerle “ diyorlardı.

Biz gözaltındayken yalnızdık…

İzmir Milletvekili Aytun Çıray‘ın ve Atilla Sertel‘in dışında arayan olmadı. Sözcü, bu haksızlığı, bu dengesizliği, bu adaletsizliği tek satır bile yazmadı. Şikayetçilerin arkasında Adliye ve polise hakim olduğu imajı veren bir işadamı vardı. Onun avukatı baş roldeydi…

Tutuklanmamızı ve cezaevine konmamızı istiyorlardı…

Arkamızda bir pislik yoktu…

Kendimizden emindik. Fetö’cülüğü bize yapıştırsan durmazdı. Bu kumpas, bazılarının yaptıkları yasa dışı rant girişimlerini ve o girişimlerin tam da içinde olanların Fetö ilişkilerini ortaya çıkarmamızdan kaynaklanıyordu.

Yılmaz Özdil arkadaşımızdı…

Yıllarca aynı çatı altında, kardeşçe, dostça çalışmıştık. Babasına “Baba” derdim. Delikanlı, mert adamdı. Mekanı cennet olsun… Ama bu arkadaşımız, bırakın gazeteciliği, dost olarak bile bize bir geçmiş olsun demedi. Tek satır yazmadı. Çünkü o artık büyük gazeteci idi…

Salıverildikten sonra olayı, telefonla açıp anlattık. Bu işin duyurulması gerektiğini söyledik. Arkadaşımız bahsetme gereği bile duymadı. Halk TV‘de Uğur Ağabeyimizin programında isimlerimizi vermeden bir saniye söz etti, geçti…

Çünkü, Uğur ağabeyi, ne Ender’i ne de beni sevmiyordu. Çünkü biz Uğur Ağabey’in popülaritesinden, onu yağlayarak faydalanmak yerine eleştiriyorduk. Yılmaz’ın Uğur ağabey’i bize kızgındı anlayacağınız…

Şimdi Sözcü yaygara yapıyor…

Burak Yurt dışından ahkam kesiyor…

Uğur Dündar, uzun uzun yazılar yazıp gözaltı kararını eleştiriyor ve basın özgürlüğünü arıyor…

Yılmaz Özdil, köşesinden bağırıp çağırıyor! Sözcü’nün manşetleri “Basın özgürlüğü” diye haykırıyor!

Basın özgürlüğü sadece size dokunulduğu zaman mı aklınıza geliyor?

Bu da benim sorum…

Haydi cevap verin!

Bakın bir büyük çelişkiyi ortaya koyacağım şimdi…

Bizi gözaltına aldıran gazeteci kardeşlerimiz hakkında biz de sonradan şikayet dilekçesi yazdık, Savcılığa verdik. Ola ki haberleri okumamışlardır diye:)

Bunların 7 Şubat Mit Kalkışmasının ardından melanet Yuvası Yamanlar Koleji’nin parası ve organizasyonu ile Pensilvanya’ya götürüldüklerini anlattık. Feto’nun yanında yan yana yalınayak ihtiram duruşunda fotoğraflarını verdik. Bu gezinin bir gazetecilik faaliyeti olmadığını, olsaydı, döndüklerinde en az bir tanesinin bu görüşmeyi yazması gerektiğini söyledik. Ama hiç birinin bu geziyi yazmadıklarını, tam aksine gizlediklerini ve hatta inkar ettiklerini belirttik. Ardından bunların FETÖ vakıflarını öven yazılarını savcılığa sunduk.

Şimdi burada esasen delil, fotoğraflar veya bir gezi yapılmış olması değildi… “Neden, ne zaman, nerede?” sorularının cevapları delildi…

7 Şubat MİT kalkışmasının ardından bir grup gazeteci NEDEN FETO tarafından Amerika’ya çağırılmıştı?

Uçak biletleri, konaklama yerleri, organizasyonu yapanlar ve elbette orada neler konuşulduğu ve niçin yazılmadığı sorularının araştırılması gerekiyordu.

En önemli soru işte bu: “Neden kimsenin bu pahalı gezi hakkında bir şey yazmadı ve hatta bu geziyi sır gibi sakladılar?” Bir önemli soru daha: “Neden bu gezinin ardından İzmirli işadamlarını FETÖ vakıfları ile iş yapmaya özendirici, iştahlarını kabartıcı yazılar kaleme aldılar?” Bu bir talimat mıydı? Bu gazetecilerin İzmir’de Fetöcü işadamlarıyla ilişkileri olduğu, yayın organlarının alabildiğine desteklendiği de ortada…

Bu ilişkiler araştırıldı mı?

Savcılık “Bu bir gazetecilik faaliyetidir” diyerek şikayetimizi takipsizlikle sonuçlandırdı. Ama bizim gözaltına alınmamız olayı hala takipsizlikle sonuçlanamadı…

Bekliyor dosya!!! NEDEN?

Onlarınki bir gazetecilik faaliyeti imiş. Savcılığın taktiri bu. Ama ben bir gazeteciysem ki; öyleyim…

Gazetecilik faaliyetlerinin finalinde görüşmelerin gazete sayfalarına aksetmesi gerektiğini bilirim. Beni kimse aksine ikna edemez. Dünyanın her tarafında bu böyledir. Ama savcımız, bu gizli geziyi “Gazetecilik faaliyeti” olarak görmüş…

İtirazlarımız var. Bu işi gerekirse Avrupa Mahkemelerine kadar götüreceğiz! Kararlıyız!

İşte bu çelişkidir ve FETÖ ile mücadelenin samimiyetini baltalayan bir durumdur.

Dahası var:

Bunları koruyan işadamı, hayatımda hiç tanımadığım, bir kere bile görüşmediğim insanları şahit yapıp, beni ve bir kaç gazeteciyi şantajcı diye şikayet etti. Gasp Bürosuna çağrıldık ifade için. Ancak biz, bir çok belge ve delil ile birlikte soruşturmayı yapan savcıya ifade vereceğimizi ve çağırılmayı beklediğimizi söyledik. Sayın Savcı, bizi çağırmak ve dinlemek gereğini bile duymadı. Hakkımızda dava açtığını gazetelerden öğrendik.

Hayatımda bir kere bile telefonla dahi görüşmediğim, yüz yüze gelmediğim bir iftira şebekesinin şikayeti ile yargılanacağım. İşin tesadüfü, bu soruşturmanın savcısı bizi yine aynı işadamının yakın çalışma arkadaşı olan iki gazetecinin şikayeti ile gözaltına aldıran savcı.

Ama iddianameye ne yazacaklar?

Bu iftira kampanyasını kurgulayan işadamı, FETÖ‘nün babalar iddianamesinde ismi geçen bir şahıs. Onun şirketinden FETÖcü işadamlarına “size yarın operasyon yapılacak haberiniz olsun” diye haber verildiği bile iddianamede var!

Demem o ki;

Bunca olay, bunca kumpas içinde tek başımıza mücadele ederken, iftira çeteleriyle Fetö kumpaslarıyla boğuşurken biz; Sözcü tek satır yazmadı.

Basın özgürlüğü yaygarası yapıyorlar şimdi.

Burak Efendi; yurt dışından ahkam kesiyor, gazetesinin manşetlerinden haykırıyor.

Bak Burak Akbay; Biz buradayız. Aslanlar gibi mücadele ediyoruz, korkmuyoruz. Sen madem bizim kadar temizsin, neden yiğitçe Türkiye‘ye gelmiyorsun?

Sözcü susarsa Türkiye Susarmış…

Kandırıyorsunuz milleti. Basın özgürlüğü filan sizin umurunuzda değil…

Bakın yukarıdaki olaylara…

Eğer ben gazeteci isem; bizim İzmir‘de yaşadıklarımızın her biri bir manşet, her satırı bir olay…

Nerelerdeydiniz?

Size dokunulmayı mı beklediniz?

Sözün kısası:

Sözcü kendisine dokunulduğunda basın özgürlüğünü hatırlıyorsa, ya hafızası karışık, ya da samimi değil!

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu haber dikkatinizi çekebilir

Kadınlar gününüz kutlu olsun

Ben; Kadınlara erkeklerden daha çok güvenirim… Bilirim çünkü;