Seferihisar Emlak

Hanım kıyafet bakarken kaldırımda sıkıldığımı fark eden bir esnaf, ‘’Gel beyim gel, otur şuraya… Bu derdi çeken sadece sen değilsin. Bütün erkeklerin kaderi bu’’ dedi. Ismarladığı çayı yudumlarken pastanesinin önünde başladık sohbete…

Son sözünü ilk söyleyenlerdenim ya!.. Vitrine bakıp damdan düşer gibi, ‘’Tatlılarında nişasta bazlı şeker kullanıyor musun’’ diye sordum…

Anında yanıtladı:

‘’Bütün tatlılarda mısır şurubu kullanıyorum… Sadece ben değil ki tatlı sektöründeki tüm arkadaşlar bu şurubu kullanıyor… ‘Kullanmıyorum’ diyen yalan söyler.’’

  • Ucuz olduğu için mi tercih ediyorsunuz…

‘’Ucuzluğu da var ama asıl neden kullanım kolaylığı… Bir kere şeker yoğunluğu çok fazla… Şerbet hazırlama derdi yok. Soğuk kullanmam gerekiyorsa soğuk, sıcak kullanmam gerekiyorsa sıcak kullanıyorum.’’

  • Tüm tatlılarda mı? Baklavayı, kadayıfı bozmuyor mu?

‘’Hayır, şeker şerbetinden ayırt edemezsiniz ki? Laboratuvarda incelemeniz gerekir…Belki gurmeler hissedebilir ama onlar da pek fark edemez…’’

  • Uzmanlar sağlığa zararlı diyor ama…

‘’Olabilir… Ama Türkiye’yi, Seferihisar’ı ben kurtaramam ki…

Market raflarına bakın…

Markası ne olursa olsun, çocukların iştahla tükettiği paketli ürünlerin yüzde 99’unda mısır şurubu kullanıldığı yazıyor… Tam okunmasın diye de minik minik harfler kullanıyorlar…

Televizyonlarda genç kızlar, genç erkekler oynatılarak reklamı yapılandondurmaların, gazlı içeceklerin, reçellerin, helvaların, keklerin, çikolataların tamamına yakınında mısır şurubu kullanılıyor…

Hele dondurma…

Mısır şurubu bir yana hepsi süt tozundan imal ediliyor…

Bunları durduracak olan biz değiliz… Tepedekilerin önlem alması gerekir. Kotaları onlar belirliyor… Hatta etkin olanlar uluslar arası tekeller…’’

Karşımdakinin sıradan bir tatlıcı olmadığını, mısır nişastası konusunda bir hayli bilgi sahibi olduğunu anlayınca sazana yatarak sorularıma devam ettim…

İPİN UCU ABD’NİN ELİNDE

  • Tepedekiler neden engel olmuyor?

‘’Konu derin… Dünyada tüketilen mısır şurubunun yüzde 50’si Amerika’da üretilip tüm ülkelere gönderiliyor. 2001 krizini hatırlarsanız. Kemal Derviş ile birlikte IMF’nin Türkiye’ye dayattığı 15 madde arasında pancar şekeri üretimine kota şartı vardı. Şeker Kanunu’nun uygulandığı 2002’den bu yana da Bakanlar Kurulu’nun belirlediği kota oranında mısır şurubu kullanımına geçildi. Yıldan yıla da oran artırıldı. Fransa’da, Ukrayna’da, Danimarka’da, Çek Cumhuriyeti’nde , Avusturya’da, Hırvatistan’da mısır şurubuna izin verilmezken Türkiye’de nişasta bazlı şeker tüketim kotası yüzde 25’e kadar ulaştı, seçimlerden önce birazcık düşürüldü…’’

-İşin ucu yine ABD’ye dayanıyor desene…

‘’Elbette. Türk şekerine en önemli darbe 2015 yılında nişasta bazlı şeker payının yüzde 30 oranında artırılması ile vuruldu ama 2001 krizinin ardından Türkiye’ye gelen  ABD’nin eski başkanı George Bush’un şeker üretimine kota getirilmesini istediği biliniyor. Bu ziyaretin ardından da pancar ve şeker üretimine kota getirildi…

  • Seçimden öne şeker fabrikalarının özelleştirilmesi de bunlarla mı bağlantılı?

‘’Bana göre bağlantılı… Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un Türkiye ziyaretinin ardından şeker fabrikalarının satışı gerçekleştirilmedi mi? Bu özelleştirmeler nişasta bazlı şekerin önünü daha fazla açmak için değil mi?..Türkiye’deki nişasta bazlı şeker üretiminin yüzde doksanı ABD merkezli Cargill firmasının elinde değil mi?’’

Baktım ki pastacı boş değil ve hanımın giysi seçimini yapmasının ardından kaldırım sohbeti bitecek…

ORGANLARI TAHRİP EDİYOR

  • Nişasta bazlı şeker çok mu zararlı? sorusunu yönelttim… Tatlıcı o konuda da boş değildi..

‘’Hani o Canan Hoca ikide bir ‘Şeker tüketmeyin’ diyor ya…

Aslında doğru söylüyor. Şeker vücutta yağa dönüşüyor ve organlara zarar veriyor. Yüzde 80’i fruktoz, yüzde 20’si glikozdan oluşan nişasta bazlı şekerin tahribatı ise 10 kat daha fazla… İnce bağırsaktan emilerek karaciğere gelen fruktozun fazlası çok kısa sürede kan yağlarına dönüşüyor. Uzmanlar bunun diyabet, kalp hastalığı, karaciğer yağlanması, hipertansiyon ve kansere yol açtığını öne sürüyor. Ne derece doğru olduğunu zaman gösterecek ama Türkiye nişaşta bazlı şeker üretiminde tüm AB ülkelerinin tüketiminin yüzde 23’ünü tek başına gerçekleştiriyorsa tepedekilerin düşünmesinde fayda var.  Özellikle de mısırın GDO’lu olup olmadığı konusunu ayrı bir mesele olarak ele almalılar…

Aklımda birkaç soru daha vardı ama hanımın elinde paketlerle mağazadan çıktığını görünce pastacıya hem çay ikramı, hem içten sohbeti, hem de verdiği engin bilgiler nedeniyle teşekkür edip kaldırımdan ayrıldım.