Yazılarımda Seferihisar ve bölgemizi ilgilendiren meselelerin dışına pek çıkmamaya özen gösteriyorum ama bazı konularda içimi kemiren kurt, ister istemez klavyemi genel konulara değinmeye zorluyor. Zaten her genel konu yerelde bizleri de ilgilendirmiyor mu?

Bir süredir siyasetin gündeminde olan, son seçimler öncesinde olduğu gibi şimdi de sakız gibi çiğnenen‘’yerli ve milli’’ konusu da bunların başında geliyor…

Neymiş, yerli ve milli imişiz…

Cumhuriyetin gurur abideleri fabrikaları birer birer sattık, çimento fabrikalarını Fransızlara, İngilizlereteslim ettik. Tüpraş, Petkim’i, yüzlerce tesis ve işletmeyi ‘globalleşme’ rüzgarında yabancılara veya yerli-yabancı ortaklığına devrettik.

VİRGİNYA TÜTÜN CENNETİYİZ

Anadolu’da milyon yıldır üretilen afyon ve pancarı kotalarla köşeye sıkıştırdık.

Cumhuriyet’in gurur abidesi TEKEL’i elden çıkardık.  Yerli tütünle imal edilen ve öz be öz Anadolu toprağı kokan şark tipi tütünün; Samsun, Maltepe, Bafra, Yenice, Birinci, İkinci sigaralarının köküne kibrit suyu döktük. Vitrinleri Marlboro, Parlament, Camel sigaraları ile doldurduk…

Tütünü dışarıdan getirip ucuz iş gücü ile Türkiye’de işleyen yabancı sigara şirketlerinin cirosunu, ülke milli gelirinin yüzde 42’sine ulaştırdık. Rakıyı millilikten çıkardık…

Gölhisar’ın, Çameli’nin has anasonunun tahtını sentetik anasona bıraktık.

GDO’lu mısır ve soya ithalini serbest bırakarak yerli mısırı öldürdük… Hayvancılığı, fiyatı dolarla birlikte artan ithal mısır ve soyaya mahkum ederek tarımımıza son darbeyi vurduk. Hayvancılık ölünce de ithal ete boyun eğdik…

Neymiş, hayvancılıkta yerli ve milli imişiz…

Şeker fabrikalarını alel acele elden çıkarıp ABD merkezli mısır şurubu pazarını alabildiğince genişlettik…

Neymiş, gıdada yerli ve milli imişiz…

TOHUM SATIŞI YASSAK HEMŞERİM

Sertifikalı tohum zorlamasıyla asırlardır bu topraklarda yetişen yerli domatesin, yerli biberin, yerli patlıcanın, fasulyenin, mercimeğin  canına okuduk. Hibrit tohumla yerli buğdayı, yerli arpayı yok ettik. Yerlilik ve millilik diye diye her türlü yerli tohumun satışına yasak getirdik…

Bankalarımızı birer birer Amerika,  Rus, Yunan, İngiliz, Çin devlerinin eline teslim ettik.  Halkbank’ın da satışı veya kapatılarak esnafın yabancı merkezli bankaların kıskacına sokulması için ABD senaryolu girdabın ağına zorlandık…

Ziraat Bankası’nın özelleştirilmesini bile tartışılır hale getirdik…

Deniliyor ki ‘’Yerli ve milli duruş sergileyerek doların ateşini düşüreceğiz…’’

Nasıl olacak bu iş?..

Hem bankaların, paranın başını yabancı finansörlere vereceksin hem de yerli ve milli duruşla doların önünü keseceğini sanacaksın…

Bugün ülke yangın yeriyse, bunun temelinde yerli ve milli duruş söylemlerinin gölgesinde ekonominin yabancı sermayeye teslimi ve tarımın öldürülmesi yatmıyor mu?

Rahmetli cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bunlara direndiği için darbelerle, muhtıralarla devrildi. Rahmetli Necmettin Erbakan, Mustafa Kemal Atatürk döneminin sanayi hamlesini ‘Milli Görüş’ ile devam ettirmek istediği için 28 Şubat’lar ile önü kesildi. Rahmetli Bülent Ecevit, afyon kotasına karşı direnmenin bedelini yokluk ve karaborsa yaratılarak ödedi… Emperyalist sömürüye karşı yerliliği ve bağımsızlığı savunanlar zindanları yurt edindi.

Sonuç; cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve kurucu irade TC’ye dil uzatmaya kadar vardırılan yabancı hükümranlığı… Son gelinen noktada da ülke savunması için yerli silah üretimini destekleyen, Rusya ve Çin ile işbirliğine yönelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmek ve Türkiye Cumhuriyeti üzerinde hükümranlık kurmak için CIA destekli FETÖ kumpasları…

Hal böyle iken ve ülkemizin en önemli tesis, fabrika ve üretim merkezleri, uluslar arası kartellerin eline geçmişken nerede ne kadar yerli ve milli olduğumuzu anlamakta zorlanıyorum.

Ya da ben geri zekalıyım…

Vitrinlerin yabancı kola ve sigaralarla dolu olduğu, yabancı ortaklığındaki rafineriden otomobilime ulaşan akaryakıtın yerli ve milli duruş ile bağını anlayamayacak kadar zeka özürlüyüm.

SİLAH SANAYİ DİĞER ALANLARA ÖRNEK OLMALI

Bu arada her ne kadar savaş uçaklarımızın, helikopterlerimizin, yolcu uçaklarımızın, bazı tank ve silahlarımızın kullanımı, bakımı ve yedek parçaları konusunda dışarıya bağımlı olsak da ASELSANöncülüğünde silah sanayinde başlatılan atağın yerli ve milli koktuğunu vurgulamalıyım…

Terörle mücadelede ordumuza büyük üstünlük getiren silahlı ve silahsız insansız hava araçları ile son teknolojiyle üretilen yerli tankların, yerli helikopterlerin hepimizin gururu olduğunu söylemeliyim…

Dilerim, silah sanayindeki bu uyanış, başta tarım ve hayvancılık olmak üzere ekonominin diğer alanlarına da yansır da sakız gibi çiğnenen ‘yerli ve milliliğin’ gerçek hazzını 80 milyon olarak hep birlikte yaşarız.

SON SÖZÜM: Gerçek ve milli duruş; Selçuklu’dan bu yana atalarımızın, analarımızın, babalarımızın sürdürdüğü üretim ve yaşam biçimini teknoloji ile bütünleştirerek sürdürmekle olur…