Beton yapılar beni boğuyor…

Birbirine sırt vermiş çok katlı binaları sevmiyorum.

Fırsat buldukça doğaya, yeşile koşuyorum.

Tabiatta aradığım ise piknik veya mangal değil.

Bol oksijenli temiz hava ve alabildiğince sessizlik.

Mobiletlerin cayır cayır öten egzoz seslerini, traktörlü satıcıların ‘Haydi karpuz’ çağırışlarını veya eski eşya toplayıcılarının, ‘Hurdacı geldi hurdacı…’’ bağrışlarını duymak istemiyorum.

Ama Seferihisar’da nereye gideyim…

BOZKIR’DA YAŞIYORUZ

Yelki’den bu yana dağlar, yamaçlar cıs cıbıl…

Ulamış-Ürkmez arası sanki kocaman bir bozkır…

Yerleşim yerlerinde ve çevrelerinde, çiftçilerin tarla ve bahçelerine diktiklerinin dışında fidan ve ağaç bulmak için mumla arayışa geçmek gerekiyor.

Sığacık, Akarca ve Akkum’un biraz deniz serinliği var ama oralar da yeşil fakiri…

Kala kala baraj etrafındaki zeytinliklerin, Orhanlı yolundaki ceviz ağaçlarının, Doğanbey’in iç bölgelerindeki çamların altı kalıyor…

Oysa Seferihisar, yaşı yarım asrı aşanların çocukluğunda tam bir orman zenginiydi. O günleri özlemle hatırlayan yaşlılarımız, torunlarına, ‘’Akçakaya’yı yurt edinen bir sincap, toprağa ayağı değmeden meşeden meşeye zıplayarak Doğanbey’e ulaşırdı’’ hikayelerini anlatıyor…

KOCAÇAY BİR BAŞKA FELAKET

İki hafta önce Ürkmez yönünden Seferihisar’a girerken Kocaçay’ın yolun altında kalan bölümüne baktım. Osmanlı’dan hatta Selçuklu’dan bu yanaki görüntüsünde hiçbir değişiklik yok. Sadece çay yatağı iş makineleri ile biraz genişletilmiş ve ıslah edilmiş o kadar…

Çay kenarında ilaç için bir tek fidan, bir tek çınar, bir tek söğüt ağacı bulmak mümkün değil…

Karayolunun üste kısmında yapılan birkaç çalışma ve tesis ise insanın ruhunu dinlendirecek bir yeşil ihtiyacına yanıt vermiyor.

Oysa böyle mi olmalı?..

Her fırsatta insana dokunmak, geleneklerimizi ve güzelliklerimizi yaşatmak için çaba gösteren bir belediye döneminde çevremiz böyle mi olmalı?..

Doğaya sahip çıkmak için mart aylarında düzenlenen orman haftası etkinlikleri ile mi yetinilmeli?..

HER ŞEY DEVLETTEN BEKLENMEZ

Koca Türkiye’yi kucaklayan devlet, Seferihisar’ın, Urla’nın tüm beklentilerini karşılayamaz.

Bu konuda yerel yönetimin, kaymakamlık, büyükşehir, orman işletme müdürlüğü ve sivil toplum örgütleri işbirliğinde harekete geçmesi, yeni parklar, yeni ağaçlandırma alanları için seferber olması gerekiyor.

Belediyenin ve orman idaresinin bu konulardan sorumlu birimleri mutlaka bir şeyler yapıyordur ama bu çalışmalar benim yeşil beklentime tam yanıt vermiyor olacak ki Seferihisar, mevcut durumu ile hala hayalimdeki bir kent haline gelememiş…

Seferihisar, Çanakkale’den Antalya’ya kadar uzanan sahil şeridinin, yeşil yönünden en yoksul ilçesi olmaktan öteye gidememiş…

‘’Ne yapılabilir’’ derseniz, bu konunun uzmanı değilim ama imar planı düzenlemelerinde yeşil alan olarak belirlenen bölgelere bir an önce yeni fidanlar dikilebilir.

Kenti beton yığınına döndüren yapılaşmada bahçeli nizam varmış gibi apartmanlarda da geniş bahçe şartı getirilebilir.

Müteahhitlere yeşile katkıları konusunda yaptırımlar uygulanabilir.

Bunlar zor şeyler değildir. Yeter ki yüreklerde, yeşil ve yaşanabilir bir Seferihisar oluşturma niyeti olsun…