Bugünlerde Anadolu Bulvarı No 12 Ankara adresinde, yani ana muhalefetin genel merkezinde partili tüm belediye başkanlarının ve CHP’nin önde gelen isimlerinin siyasi kaderleri çiziliyor..

Peki, bu çizgiler, hangi kategoriler göz önüne alınarak ve neye göre belirleniyor?

İşte bu sorunun cevabı muamma…

Sadece gazete haberleri ve sosyal medyadaki haber ve iddialar ele alınsa eyvallah diyeceğim ama duyum ve tahminlerime göre değerlendirmelerde paranın gücü de etkili olacak.

Neden mi?

Duyduğum ama gerçeklik payını bilemediğim dedikodulara göre Kemal Kılıçdaroğlu’nun tazminat cezalarının Aziz Kocaoğlu’nun yandaş müteahhitlerince ödendiği yönünde iddialar varmış!

Doğru mu bilinmez ama bu dedikodular gerçek ise genel merkezin İzmir’e başka bir isim ataması söz konusu olamaz!

Hani ‘Elinle kuş tutsan yaranamazsın’ şeklinde bir tekerleme vardır. İşte bu aşamada Tunç Soyer’in de aralarında olduğu bazı başarılı belediye başkanlarının, elleriyle kuş tutsalar bile genel merkeze yararnabileceklerini hiç ama hiç sanmıyorum.

BU NOKTADA BASIN AÇIKLAMALARI DA ÇOK ÖNEMLİ!

Yerel seçime doğru geri sayım sürerken bazı belediye başkanlarına gazeteciler soruyor. “Siyasete devam edecek misiniz” veya “Büyükşehir’e aday mısınız?..” Bu sorulara verilen yanıtlar da ilginç. Karşıyaka, Bayraklı, Narlıdere başkanları, “Partimizin her kademesinde görev yapmaya hazırım! Genel merkezimiz hangi görevi uygun görürse..” açıklamaları yapıyor.

Tunç Soyer’e sorulan soru da aynı…

Soyer de, “Tabi ki her siyasetçi gibi ben de partinin herhangi bir kademesinde görev almayı, daha büyük yerden aday olmayı, bir şeyler yapabilmeyi düşünüyorum” türünden ifadeler kullanıyor.

Aslında sıradan bir cümle ama Tunç Soyer doğrudan, “Evet büyükşehir belediye başkanlığına adaylığımı açıklıyorum” dese çok daha şık olur diyorum. Yani cümleyi dolaştırmaya gerek yok!

O zaman bizim medyacılar da gayet yumuşak ve bence biraz küçültücü şekilde,” Nüfusu daha büyük olan bir yerden aday olmayı düşünüyorum” şeklinde başlık koymazlar.

İyi niyet mi kötü niyet mi?

Orasını bilemem ama başlık hiç de hoş değildi…

Kısacası her zaman ama özellikle de bugünlerde siyasetçilerin cümlelerini üç kez beyinlerinde döndürdükten sonra dile getirmelerinde fayda var..

SESSİZ SEDASIZ BİR MEZBAHA HABERİ!

Seferihisar 12 yıldır mezbahasız. Aziz Kocaoğlu, ‘’Çamlı’ya yaptık, yapacağız’’ derken 15 yıl geride kaldı. Ulamış Mahallesi’nde bir mezbaha yapıldığını ise haber konusu olduğunda öğrendim.

Tunç Soyer yerine başka bir başka belediye başkanı olsaydı, milletvekillerinden ilçe ahalisine kadar tüm bölge halkını davet ederek görkemli bir temel atma töreni düzenletirdi. Ama buna ihtiyaç duyulmadan başlanan mezbaha inşaatı tamamlanma noktasına gelmiş bile.

Bu arada bir zatı muhterem var!

Hani kişisel yanlışlarıyla Mandalina Birliğini batırma noktasına getiren malum zatı muhterem…

Bu işe karşı geliyormuş.

Onun cevabını başka yazılarımda mutlaka vereceğim.

MEZBAHA DEMİŞKEN AKLIMA GELDİ!

Seferihisar’da, 7 yıl önce bir mezbahamız olacaktı aslında. O günlerde bazı firmalar Kocaçay kenarındaki yıkık dökük mezbaha binasını belediyeden kiralamak, modern bir mezbaha yaparak bölgedeki hayvan üreticilerinin hizmetine sunmak için benim de aracılığım ile girişimlerde bulundu.

Bu öneriyi Başkan Soyer’e anlattığımda çok sevinerek ‘Olur’ verdi ve konu Belediye Meclisinden geçirilip o günlerin çok değerli Başkan Yardımcısı Nilgün Hanım’ın önüne geldi. Sevgili Nilgün Hanım dosyayı önüne aldı. Bilgisayarını açıp kanunları defalarca inceledi. Sonunda, “Bizim ilçe belediyesi olarak mezbaha yapmamız suç! Bu işi ancak büyükşehir yapabilir” hükmüne vardı.

Her şey kanun, yasa olmamalı, yapmayın lütfen Nilgün Hanım” dedim.

Sonuçta bu tesis, halkın büyük bir ihtiyacını karşılayacak önemli bir yatırımdı.

Nilgün Hanım bu kez bilgisayarı bırakıp Resmi Gazeteleri incelemeye başladı. Sonunda yine, “Olmaz Mustafa Bey, olmaz,” dedi, “Bizi içeri bile atarlar! Mezarlık ve mezbaha konusu büyükşehir belediyelerinin işi…” diye kestirip attı.

Konu böylelikle kapandı.

Geçtiğimiz hafta, Ulamış’ta devletin tüm yetkili organlarından izin alınarak mezbaha yapıldığını duyunca en az hayvan üreticileri kadar sevindim.

Halkın ihtiyacı olan hizmetler yapıldığında adamı içeri atmadıklarını öğrendim.

Belediye gibi bir kurumun önemli makamlarına kişiler atanırken çok ama çok dikkatli olunması gerektiğine bir kez daha inandım.

İnandım inanmasına da olan Seferihisar’a oldu. Yedi yıl gecikmeli de olsa bu büyük eksikliği giderenlere hayvan üreticileri adına çok teşekkür ederim.

Ayrıca Tunç Soyer, neler yaptığını ve yapacağı tüm icraatını basınla paylaşsa hem basının hem de ahalinin yakından bunlardan bilgisi olur düşüncesindeyim…