Bizim Türk idarecilerimiz oldum olası vatandaşa bürokrasi yaratmayı çok severler.

Bir zamanlar tapu devirlerinde iki şahit olurdu.

O şahitler hep sabit kişilerdi. Birisi Özel idarede diğeri tapuda odacı.

Her tapu devrinde onlar kadrolu şahit…

Daha sonra ÖzalBenim vatandaşıma güvenim var’ dedi de benzer bürokrasileri azda olsa azaltmıştı.

Birde resmi dairelerden evrak alacağın zaman ‘Şahsın kendisi gelsin’ denilirdi.

Çok şükür şimdilerde ‘evrağın aslını aldım’ imzasıyla bir yakınına verilebiliyor.

Ama olmaz!

İlla da ilgili kurumdan ıslak imzalı olacak!

Önceki gün 5 emekli arkadaş yurt dışına gideceğiz, pasaport polisi “O HAL gerekçesiyle emekli olduğunuz kurumdan nereden emekli olduğunuza dair ıslak imzalı belge getirmeniz gerekli” dedi.

Haydi hep beraber geriye ve ilgili kurumdan her birimizin 4-5 sayfa nereden emekli olduğumuz ve prim dokümanlarımızla birlikte evrakımızı aldık, verdik ve bir gün sonra yurt dışına çıkabildik.

Tamam, “OHAL” var!

Hak vermemek elde değil ama bu teknoloji çağımızda vatandaşlık numaralarımızla girildiğinde kim kimdir?

Atar damarımıza kadar görülebilmemiz mümkün!

O halde…

FACEBOOK VEYA E- POSTA ALIRKEN

Düşünüyorum da Facebook, E-Posta veya Twitter gibi sanal buluşları Türk idareciler icat etmiş olsalardı bunlara kayıt olurken hangi belgeler istenirdi dersiniz?

Ben söyleyeyim. Facebook için 4 adet vesikalık fotoğraf, ikisi yandan çekilmiş olurdu. İkametgah ve nüfus dairesinden vukuatlı  nüfus kayıt örneği, sabıka kağıdı. Birde eline sorulu cevaplı kağıt verirlerdi

Niçin facebook’a kayıt olmak istiyorsun?” sorular ve cevapların yanında bu sanala kayıt olduğumda aykırı bir şey paylaşmayacağımıza dair taahhütname imzalatılır, en son güvenlik soruşturmasından sonra “üç yıllığına şu kadar ücret ödeyeceksiniz..” denir kaydınız yapılırdı.

Eminim diğer E-Posta veya Twitter gibi sayfalar içinde benzer evraklar ve aidat istenirdi…

Ne yapacaksın?  Bizim Türk idarecilerimizin tamamı bir üst kademelerden çekindikleri için olacak ki ellerinden geldiğince kendilerini sağlama almaya çalışırlar…

SEFERİHİSAR BELEDİYESİNİN KÜLTÜR MÜDÜRÜ ORHAN ALA’YA TEBRİKLER…

Önceki köşemde başıma gelen beklenmedik bir kazayı kaleme alıp yazmış ve “Bu müdürlük kime bağlı?” cümleleriyle tepkimi dile getirmiştim.

Konuya biraz açıklık getireyim!

Benim başıma gelen herhangi bir vatandaşın başına gelseydi aynı tepkiyi verir belkide daha ağır cümleler kullanırdım.

Ayrıca o an yaşananı bir kamera kaydı alsaydı sosyal medyada izleme rekoru kırardı…

Neyse!

Yazım üzerine ilk yorum Kültür Müdürü Orhan Ala’dan geldi ve “Sorumlu benim, yarın istifamı vereceğim!” dedi. Ve duyduğuma göre ertesi gün istifasını vermiş…

Ben Seferihisar’da oldum olası böylesi duyarlı bir idareci görmedim.

İnanın duygularımı yazılarıma döke bilmekte zorlanıyorum.

İşte yönetici bu ve böyle olmalı…

Medeni ülkelerde emsalleri saymakla bitmez!

Medeni ülkelerin tamamında aynısı yaşanıyor.

Orhan Ala gibi duyarlı insanların davranışının bırakın Seferihisar’ı Türkiye’ye örnek olmasını temenni ediyorum.

Ama biliyorum ki isteğim veya isteğimiz her zaman temennilerde kalıyor, kalacaktır da…

Müdür Orhan Ala’yı çok yakından tanımazdım ama bu davranışıyla kendisini yakından tanıma fırsatım oldu.

Duyarlı bir kişiliğinin yanında duyarlı bir yönetici olduğunu ispatlamış oldu.

Bu gibi müdür veya idarecilerimize her zaman ihtiyacımız olacağına inanıyorum…

O yazımın hiçbir kişi veya kişilere dönük olmadığını her zaman olduğu gibi bir kez daha belirtmek isterim.

İsteğim tüm kurumların en üst kademesinden en alt kademesine kadar işlerini severek yapmaları üzerineydi.

Orhan Ala Bey’e bu duyarlılığından dolayı şahsım ve Seferihisar adına tebriklerimi gönderiyorum…