Seferihisar Emlak

Son baharlarını sayfiye şehrinde sürdüren emekli gazeteciler olarak; önceden planlanmamış bir son dakika toplantısında aziz bir kaymakam ile aynı masada buluştuk.

Kaymakam Efendi, aktif gazetecilik yıllarından alışkın olduğumuz üzere; davet edildiğimiz toplantıda bizi bir hayli beklettiği için saçları ağarmış gazeteciler olarak; uzun, oval masanın çevresinde bir süreliğine geyik muhabbetine ne daldık.

‘’Sen hangi gazetelerde çalıştın?’’ ‘’Kaç yıllarında oradaydın?’’ , ‘’Falanca ile aynı dönemde miydin?’’ , ‘’Kovuldun mu, kendin mi ayrıldın?’’ , ‘’Tazminatını alabildin mi?’’ türünden klasik gazeteci muhabbetini sürdürürken Kaymakam Hazretleri teşrif buyurdu…

‘’Basınımızın güzide temsilcileri’’ , ‘’Duayen ağabeylerim’’ hitabı ile başlayan, gecikmeye yönelik klasik özür ile devam eden konuşmanın ardından laf döndü dolaştı, Kaymakam Hazretleri’nin verdiği gazetecilik dersine geldi…

Vay efendim, gazetecilik çok müstesna, çok itibarlı bir meslekmiş… Gazeteciler topluma yön veren, algı yaratan değerli insanlarmış…

Bu yüzden doğru habercilik şartmış…

Özellikle de çevremizin korunması konusunda onlara büyük sorumluluk düşermiş…. Falan falan…

Muhterem zatın bize bir saat gazetecilik dersi vermesine pek aldırış etmemiştim ama iş, çevrecilik dersine gelince aktif gazetecilik yıllarındaki dangalakça tavrım kabardı….

‘’Bir şey sorabilir miyim efendim?..’’ diye söze girip ardından sadece o kaymakamı değil, diğer amirleri de yerinden hoplatacak sorulara geçtim.

Sizler çok çevrecisiniz, çok güzel… Valilerimiz de çevreci o da çok güzel… Peki Ege’de Büyük Menderes, Küçük Menderes, Gediz nehirlerinden zehir akarken, kirli atıklar yüzünden iç sularımızdaki doğal yaşam yok olurken bunların failleri hakkında işlem yapmaya sizlerin hiç mi yetkisi yok?…. Nehirleri, gölleri, çevreyi korumaya yönelik toplantılarda alınan eylem planları fiiliyatta hayata geçiyor mu?.. Sahi, bu konularda sizin hiç yetkiniz yok mu?..’’

‘’HER ATIK BIRAKANI HAPSE Mİ ATALIM?’’

Kaymakam Hazretleri’nin damarına basmıştım….

Altta kalır mı?..

‘’Ne yapalım yani, suları kirletenlerin hepsini hapse mi atalım, fabrikaları mı kapatalım’’ diye çıkıştı…

İstediğim de buydu zaten…

Bir kişinin durduk yerde sesini yükseltmesi haksızlığının tesciliydi….

‘’Evet… Hapse atın tabi ki… Nasıl namusu kirletenleri, gençlerimizi uyuşturucu batağına sürükleyenleri hapse atıyorsanız, su düşmanlarını da atın içeri… Nehirleri, gölleri, çevreyi kirleten fabrikaları da kapatın…’’

Dedim ya altta kalmaya niyeti yoktu hazretin…

Klasik yönteme başvurdu… ‘’Efendim… Her bir fabrikada 500 – 600 kişi çalışıyor… Fabrikaları kapatalım da yüzlerce aile işsiz mi kalsın?…’’

Ama bu karşı atak fayda etmedi. Diğer gazeteciler de bombardımana başladı…

‘’Sayın kaymakamım.. Arkadaşımız doğru söylüyor… Galiba bürokrasi bu konuda cesaretsiz…’’

Bu sözlerden güç alarak bir kez daha atağa geçtim…

‘’Evet 500-600 kişiyi işsiz bırakmayalım ama bu nehirlerin zehirli suyuna muhtaç olan milyonlarca çiftçimizi de ihmal etmeyelim…. Sözlüklerde DENGE diye bir sözcük vardır… Bir zahmet sözlüğü açıp anlamına bakın… DENGE…’’

O KAMU DÜZENİN SAVUNUYORMUŞ…BİZLER DE GALİBA PATAGONYA’YI

Bu söz, Kaymakam Efendi’ye laf sokuşturması gibi gelmiş olacak ki;

‘’Anlaşıldı… Sizlerle anlaşamayacağız… Ben devleti ve kamu düzenini savunuyorum… Sizlerin ne savunduğu ise meçhul!.. Toplantı bitmiştir.’’

Başka da bir şey beklemiyordum zaten…

Yine de el sıkıştık, çakma gülüşlerle aile fotoğrafı çektirip makamdan ayrıldık…

Şimdi yakın tarihli bu anıyı niye aktardığımı açıklayayım…

7 Eylül Cumartesi günü Sığacık’ta bir araya gelip körfezimizde orkinos çiftliği kurulmasını protesto edeceğiz ya!.. İşte bu kaymakam ile aynı kafadaki zihniyet yüzünden orada olacağız…

Yani ‘’ÇED gerekli değildir’’ raporları vererek vatandaşın görüşünün alınmasına engel olanları protesto için…

Haydi Sığacık’a…

Görelim bakalım, bu zihniyet mi güçlü, deniz ve çevre sevdalıları mı güçlü?…

Not: Yazıda sözü edilen kaymakamın Seferihisar ile herhangi bir ilişkisi yoktur… Yanlış anlama olmasın….