DOLAR

31,3677$% 0.42

EURO

34,0595% 0.51

STERLİN

39,7661£% 0.47

GRAM ALTIN

2.101,43%2,38

ÇEYREK ALTIN

3.529,00%2,23

BİTCOİN

1945540฿%0.12772

İzmir AZ BULUTLU 13°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Doç. Dr. Bilgin ÇELİK

Doç. Dr. Bilgin ÇELİK

23 Ocak 2024 Salı

Cumhuriyetin 100.Yılı Hakkıyla Kutlandı mı?

1

BEĞENDİM

Fransa’da devrimin 100.Yılı kutlanırken Osmanlı Devletinde Askeri Tıbbiye’de gelecekte İttihat ve Terakki olarak bilinecek örgütün temelli atılıyordu. Yani devrimin tohumları Osmanlı topraklarına düşmüştü. Mustafa Kemal işte tam böyle bir devrimci sürecin başlangıç döneminde doğdu. Okul yıllarında vatanın tehlikede olduğu gerçeği ile yüzleşti ve askeri okul arkadaşları ile bu kötü gidişatı nasıl değiştirebileceklerine dair fikir alışverişleri yapıyordu.
Göreve başladıktan kısa bir süre sonra Selanik Manastır merkezli Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kuruldu ve Abdülhamit istibdadına karşı mücadeleye başladı.
1908 yılına gelindiğinde Temmuz ayında İttihat ve Terakki’nin organize ettiği eylemler sonucu Anayasa yeniden ilan edildiğinde Fransız Devriminin İlkeleri olan Eşitlik, Özgürlük, Adalet ve Kardeşlik sloganları başta Balkanlar olmak üzere başkentte, İzmir’de sokaklarda yankılandı.
Meşrutiyet bir başlangıçtı ve Tarık Zafer Tunaya Hocanın deyimi ile Cumhuriyet için çok önemli bir siyasi laboratuvar olmuştur.
1920 yılında TBMM kurulduğunda artık egemenlik ULUSAL’a geçmişti.
Ulusal Kurtuluş Savaşı bir taraftan halife-padişah egemenliğine karşı ULUSAL Egemenlik ve diğer taraftan işgalci güçlere karşı TAM Bağımsızlık Savaşıdır.
Cumhuriyet 10 yıllık zorlu savaş sürecinden sonra büyük yokluklar ve yıkımlar içinde kuruldu.

Cumhuriyet çağdaş bir ulus yaratmayı, eşit ve özgür bir toplum bilincini uyandırmayı amaçlamıştır.
Yokluk ve umutsuzluk içindeki bir ulusu uyandıran ve bağımsızlığa inandıran Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Amasya Genelgesinde “Milletin istiklalini yine Milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyerek Milletin iradesini eline alması zamanın geldiğini hatırlatmıştır.
Cumhuriyet milli iradenin hakimiyetini esas alan siyasi bir rejimidir. Egemenliğin kaynağı Ulustur.
Laik, demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.
Peki Cumhuriyet’in 100.yılı layıkıyla hakkıyla kutlandı mı? Halk kendi kendine layıkıyla kutladı ve Cumhuriyetine sahip çıktı.
Ama bu kutlamalar layıkıyla kutlanamadı. Çok daha coşkulu ve güçlü bir sinerji ile kutlanmalıydı.

Devamını Oku

100. yılında Lozan

0

BEĞENDİM

Lozan sadece bir Barış Antlaşması değildir, aynı zamanda yeni Türk Devletinin tam bağımsızlığının tapusudur. Birinci Dünya Savaşı bittiğinde Osmanlı İmparatorluğu dağılmış ve fiilen sona ermişti.

Öz yurdu işgale uğramaya başlamış ve Anadolu paylaşılmış, payitahtı yani başkenti yabancıların işgaline uğramıştı. İzmir’in Yunan işgalinden sonra Yunan ordusu Anadolu’nun içlerine doğru ilerlemiş ta Polatlı’ya kadar gelmişti. Osmanlı Devletinin önüne Sevr haritası konulmuş ve bu ağır şartlı antlaşmayı Osmanlı Hükümeti ve Saltanat Şurası kabul etmişti. Ancak milletin gerçek temsilcileri olan TBMM ve onun başkanı aynı zamanda Ulusal Kurtuluş Savaşının önderi Mustafa Kemal Sevr’i reddetti.

Osmanlı Mebusan Meclisinde kabul edilmiş olan Misak-ı Milliyi gerçekleştirmek üzere TBMM ve Mustafa Kemal halkla bütünleşerek büyük bir destana imza attı. Yunan ordusu Afyon siperlerinden sökülüp ta İzmir’e 14 günde ulaştı ve böylece savaş bitti. Kasım 1922’de Lozan’da başlayan Barış görüşmeleri 24 Temmuz 1923 yılında tamamlandı. Böylece Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan en son Barış Antlaşması oldu. Bu antlaşma bu yıl 100.Yılını dolduruyor. Ve şu an Birinci Dünya Savaşından sonra imzalanıp yürürlükte kalan tek antlaşmadır. Gerçekçi ve barışı merkeze alan bir antlaşma olması onun bir asırlık BARIŞ ÇINARI olmasını sağlamıştır.

Lozan ile Misak-ı Milli hedefleri büyük ölçüde sağlanmış, kapitülasyonları kaldırılmış, dış borçlar sorunu başta olmak üzere Osmanlı döneminde birikmiş olan yüzyılların sorunları çözüme kavuşturulmuştur.

Lozan büyük bir diplomatik zaferdir ve bu zaferde elbette İsmet Paşa’nın rolü çok büyüktür. Mustafa Kemal Paşa’dan aldığı talimatlar çerçevesinde muhataplarına karşı büyük bir direnç ve özveri ile Türk tezlerini büyük ölçüde kabul ettirmiş ve uzlaşma sağlanmasında rol oynamıştır. İsmet Paşa böylece sadece Kurtuluş Savaşı’nın İnönü kahramanı değil Lozan Zaferinin de önemli kahramanı olmuştur.

Lozan’da ilk mutabakata varılan konu Mübadeleydi ve 30 Ocak 1923 tarihli mübadele protokolü ile Türkiye ve Yunanistan arasında nüfus değişimi kabul edilmiştir. Bugün Seferihisar’da birçok mübadil torunu yaşıyor, dedelerden ninelerden hikayeler hala kulaklarda. Peki ne kadarı yazıldı bu hikayelerin, maalesef çok azı. Birçoğu unutuldu gitti. Girit, Adalar, Selanik ve daha nice yerlerin anıları, birikimleri kayboldu.

Neden?

Çünkü mübadiller o acıyı özlemi içlerine attılar, içlerinde yaşadılar, çocuklarına yansıtmamaya çalıştılar, belki unutmak ve unutturmak istediler. Bir de okur yazarı fazla değildi. Yaşadıklarını, hissettiklerini kağıda dökemediler.

Lozan içinde büyük hikayeler barındıran büyük bir barıştır. Kutlu olsun.

Devamını Oku

Seçimlerin ardından

0

BEĞENDİM

Türkiye’de seçim geleneği II.Meşrutiyet’e kadar dayanmaktadır. Yani 1908’den 2023 yılına 115 yıllık bir deneyim. Osmanlı’da ilk sandık kurulduğunda ve vatandaşın önüne konulduğunda henüz kadınlar oy kullanamıyordu. Gerçi Batı Avrupa’da da durum farklı değildi bu nedenle Meşrutiyet uygulamasını eleştirmenin bir anlamı yok. Ama bugün Türkiye’de hala kadınlar adına erkeklerin topluca oy kullanma kandığına dair iddiaların varlığı düşündürücü.

Kadın hakları konusunda seçim öncesinde yapılan konuşmalar ve iktidar bloğunun içinde yer alan bazı siyasi partilerin talep ve beklentileri Türkiye’nin geleceği hakkında endişelenmek için haklı kuşkular yaratmıştır.

21.yüzyılın ilk çeyreği bitmek üzere ve Türkiye nereye doğru savruluyor?

Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşma hedefinden neden ve nasıl uzaklaşıyor?

1908 yılındaki seçimde iki önemli rakip parti ve düşünce yarıştı ve seçmenlerine parti programlarını anlattı. Prens Sabahattin’in Adem-i Merkeziyetçi fikirlerini savunan Ahrar Fırkası (Hürriyet Fırkası/Liberal Parti) ile Ahmet Rıza Bey’in Merkeziyetçi İttihat ve Terakki Fırkası arasındaki seçim çok renkli ve demokrasi açısından önemli bir deneyimdi.
İttihat ve Terakki diğer toplumsal örgütlere ve özellikle Gayr-ı Müslim unsurlarla yapılan ittifaklar sonucu Meclis aritmetiği oluşurken Muhalefetin desteklediği Kamil Paşa hükümeti Şubat ayında mecliste verilen güvensizlik oyu ile düşürülmüştür. Meşruiyetin ilk yılları bu 2 temel fikir arasında mücadele ile geçmiştir.

Bu siyasi rekabet ve birikim Cumhuriyete de intikal etmiştir. Kökleri Müdafaa-i Hukuk hareketine dayanan Cumhuriyet Halk Partisi ile Terakkiperver Cumhuriyet Partisi, sonra Serbest fırka (Parti) deneyimleri siyasi rekabet ve farklı fikirlerin mücadelesi şeklinde 1920’li ve 1930’lu yıllara yansımıştır. 1950’lere gelindiğinde çok partili seçim deneyiminde bu kez Demokrat parti CHP’nin rakibidir. Ancak DP kurucuları da daha önceki muhalif partiler gibi CHP’den doğmuştur. Adnan Menderes ilk siyasi deneyimini Aydın Serbest Cumhuriyet Fırkası kurucuları arasında yer alarak yaşamış parti kendisini feshedince CHP’ye geçmişti.

1950’lerden 1980’lere birkaç askeri darbe ve muhtıra süreci ile demokrasi sekteye uğramış olsa da halkın eğilimi demokrasiden yana olmuştur.

Özellikle 1970 lerce yükselen sendikal ve sol hareketin etkisi ve Ecevit’in Ortanın Solu söylemi ile CHP oylarını % 40’ların üzerine çıkarken muhafazakar milliyetçi oyları da yükseliş trendine girmişti.

1980 askeri darbesi Türk siyasal gelişimine ağır bir darbe vurdu ve özellikle sol hareket ciddi darbe aldı. Berlin duvarının yıkılması ve Sovyet sisteminin çökmesi ile dünya üzerinde solun etkisini yitirmesi neoliberal politikaların öne çıkmasına, muhafazakar, milliyetçi fikirlerin palazlanmasına yol açtı. Türkiye’de Özal’ın ANAP ile iktidara gelişi tesadüf değildi. Özal Türkiye’de federasyon/özerklik fikirlerini, başkanlık sistemini ilk öneren siyasetçiydi. Bu dönemde cemaat/tarikat yapıları bu dönemde güçlendi, Türk-İslam sentezi fikri Atatürkçü Düşüncenin yerine ikame edilmeye başlandı. Cumhuriyetçi yazarlar ve aydınlar hedef haline geldi ve suikastler ile yaşamlarından koparıldı, toplumu aydınlatma misyonları hunharca saldırılarla yok edildi.
2000’li yılların başında yaşanan ekonomik kriz, mağduriyet tezi ile popüler hale getirilen Recep Tayyip Erdoğan’a iktidar yolunu açtı. Başlangıçta muhafazakar demokrat olarak tanımlanan siyasi çizgi zaman içinde demokratlığı arka plana iterek giderek muhafazakarlaştı. Özellikle 1 Kasım 2015 seçimleri sonrasında MHP ile başlayan diyalog sonucunda 1980 askeri darbe ideolojisi olan Türk-İslam ideolojisi adeta yeniden hayat buldu ve Cumhur Ittifakında somutlaşmış şekilde vücut buldu.

Buna karşılık muhalefet CHP ve İyi Parti ile başlattığı Millet İttifakını genişleterek 6’lı Masa olarak bilinen bir işbirliği ve ittifaka dönüştürdü.

TBMM için yapılan milletvekili seçimlerinde Cumhur İttifakı %49.50, Millet İttifakı %35 oy aldı.

Bu sonuç elbette Cumhur İttifakı için çok önemli bir başarı. Cumhurbaşkanlığı 2.tur seçiminde de %52’ye %48’lik bir sonuç muhalefet için hayalkırıklığı ve başarısızlık olarak değerlendirilebilir.

Ancak seçim koşulları adil değildi, birçok noktada soru işaretleri hala güncelliğini koruyor. Yabancı seçmen sayısı, toplu oy kullanma iddiaları ve başka iddialar…
Bugünkü seçim ve önceki 2 seçim ve referandum ülkeyi adeta 2’ye bölmüş ve kutuplaştırmış durumda.

Ülkenin bu siyasi bölünmüşlügü geleceğe dönük endişeleri arttırıyor. Özgürlük demokrasi ve insan haklarının daha da gerilemesi ihtimali söz konusu ve bu çağdaş dünyadan daha da uzaklaşmak anlamına gelecek.

Buradan çıkış iktidarın üreteceği akılcı ve gerçekçi politikaların yanısıra muhalefetin ortaya koyacağı irade ile demokrasinin geliştirilmesi yönünde üretilecek ortak politikalar ile mümkün. İktidar mevcut gidişatın yaratacağı ağır tahribatı görmeli ve yandaşlık politikalarını bir kenara bırakarak liyakat, hukuk devleti ve demokratik reformlara ağırlık vermeli, muhalefet de bu yönde bir irade koyması için iktidarı teşvik etmeli ve zorlamalıdır.

115 yıllık deneyimiyle Türkiye bunu iktidar ve muhalefeti ile başarabilir, aksi takdirde Türkiye ekonomisi, demokrasisi ve hukuki normları ile sürekli gerileyen ülkelerden biri olmaya devam edecektir.

Devamını Oku

99.Yılında Mübadele ve Mübadiller

0

BEĞENDİM

Lozan Görüşmelerinin başlamasından sonra Yunanistan ile Türkiye arasında 30 Ocak 1923’te yapılan “Mübadele Anlaşması”nın 99.Yılı etkinlikleri çerçevesinde Türkiye ve İzmir’de birçok etkinlik yapıldı.

Mübadele iki taraflı nüfus değişimini amaçlayan ve zorunlu göçü kapsayan bir anlaşmaydı. Türkiye’deki yaklaşık 1.200.000 Ortodoks Rum ile (İstanbuldakiler Hariç) Yunanistandaki yaklaşık 500.000 Müslümanın değişimi söz konusuydu. Yani 1923 koşullarında neredeyse 2 milyon insanın hayatı köklü şekilde değişmişti ve bu karar insanların kendi tercihi değil 2 devletin anlaşması ile alınmıştı.

Peki neden? Yani 2 milyona yakın insan doğduğu, büyüdüğü  ata topraklarından neden ayrılmak ve köklerinden, evlerinden kopmak zorunda kaldılar?

Çünkü yeni çağın devlet modeli ulus-devlet modeliydi ve ulus kültürel yönleri ile birbirine benzeyen bir toplum olarak düşünülmekteydi, içeride mümkün olduğunca az “öteki” bırakmaktı. Öteki bizden olmayandı ve burada ulus-devlet kurulurken “biz” ilginç bir şekilde “aynı dinden olanlardır. Ortodoks olan Karaman Türkleri veya Gagavuzlar Yunanistan’a, Yunanistandan da Türklerin yanısıra Pomak ve Arnavutlar da Müslüman olduklarından dolayı Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldılar.

Gidenler ve gelenler geride acı hatıralar bırakırken aynı zamanda yeni topraklara yeni umutlar taşıdılar. Mübadiller gidenlerin evlerine yerleştiler, topraklarını işlediler ama yeni bir hayat kurmak hiç kolay değildi.

Çağan Irmak’ın “Dedemin Insanları” filmi aslında hem mübadillerin hem de muhacirlerin hepsinin hikayesi…

Ben de bir Balkan muhaciriyim ve mübadele ile evini terk eden Rumların boşalttığı Aydın’daki bir köyde bir Rum evine yerleşmiş Kosovalı bir muhacirin torunu olarak Tarih bilimine ilgi duydum. Dedemin Kosova ve göç hikayeleri ile büyüdüm. Her vatan dediğinde Mustafa Kemal Atatürk’e sevgisi ve minnettarlığını gözlerinin dolmasından anlardım. Kosova’da bıraktığı evi anlatırkenki özlemi beni derinden etkilemişti.

Seferihisar’da başta Girit olmak üzere Adalardan ve Selanik başta olmak üzere birçok Balkan kentinden göçmenler yaşıyor. Bu topraklarda yeni bir hayat kurmuş olan mübadil ve muhacirler ata topraklarını elbet merak ediyor ve belki bazıları gidip görmüş de olabilir oraları.

Savaşların sona ermesi ve insanların  doğduğu büyüdüğü topraklarda barış içinde mutlu bir hayat sürmesi en büyük dileğim.

Bu arada Seferihisar’da mübadil ve muhacirlerin güçlü bir Sivil Toplum Örgütü kurmasının zamanı gelmedi mi?

Devamını Oku

Lozan Zaferi’nin anlamı

0

BEĞENDİM

Lozan Barış Antlaşması Türk diplomasi tarihinin en önemli başarılarından biridir, diplomatik bir zaferdir.

Lozan Antlaşması I.Dünya Savaşı sonrasında imzalanan son antlaşmadır. Gerçekçi bir temele oturan bir barış antlaşması olduğundan dolayı diğer antlaşmalar 2.Dünya Savaşı ile tarihe karışırken Lozan halen yürürlükte olan bir antlaşmadır. Lozan,
1535 yılında Kanuni’nin Fransa’daki verdiği kapitülasyonları, 1838 İngiltere ile yapılan Baltalimanı antlaşması sonrası yarısömürgeleşen ekonominin 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında dış borçlanmaya yönelmesi ile Düyun-u Umumiye İdaresinin kurulması gibi Osmanlı imparatorluğunun biriken tüm sorunlarının masaya yatırıldığı yerdir.
Anadolu da dahil olmak üzere Osmanlı mirasını Sevr Antlaşması ile paylaşan emperyalist devletlere ve onunla işbirliģi yapan ve anlaşan Saltanat Hükümetine karşı Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) önderliğinde TBMM hükümetinin Misak-ı Milli hedefleri doğrultusunda yürüttüğü dış politika Lozan’da büyük bir başarıya imza atmıştır.
Uzun süren bu diplomatik müzakere sürecinde Mudanya Ateşkesinin mimarı olan İsmet Paşa (İnönü) başkanlığındaki Türk heyetinin direnci ve Misak-ı Milli konusundaki ısrarlı tutumları teslimiyetçi Osmanlı diplomatlarına alışmış batılı diplomatları hem şaşırtmış hem de bezdirmiştir.
Lozan’a yönelik son dönemlerde artan olumsuz bakış açısı ve değerlendirmelerin tarihsel gerçeklerle ilgisi yoktur ve siyasi bir istismar ve algı oluşturma gayretini bir ürünüdür.
Burada Atatürk’ün çok güzel bir sözünü hatırlatmakta fayda var;
TARİH YAZMAK, TARİH YAPMAK KADAR MÜHİMDİR; YAZAN YAPANA SADIK KALMAZSA DEĞİŞMEYEN HAKİKAT İNSANLIĞI ŞAŞIRTAN BİR HAL ALIR”.
Lozan yeni Türk Devleti’nin bağımsızlığının tescilidir. Türk milletinin gurur duyacağı bir Barış Antlaşmasıdır ve 100.yılına doğru yaklaşılırken Lozan Antlaşması’nın hangi koşullarda imzalandığının, Osmanlı’nın yüzyıllar içinde biriken sorunlarının nasıl çözüldüğünün iyi anlaşılması gerekir.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.