04 Nisan 2025, Cuma Yeni Haber
Haber Girişi : 30.11.2021

‘’Başkanlık sisteminin yükünü yerel yönetimler çekiyor.’’

Türkiye bir yandan her geçen gün derinleşen ekonomik krizden nasıl çıkacağını düşünürken öte yandan da yıllara yayılan bir yönetim krizi içinde. Ekonomik kriz, yoksulluk, işsizlik, gençlerin umutsuzluğu, demokratik kurumların içinin boşaltılması, otoriterleşme gibi başlıklarla erken seçim gündeminde ısrarcı olan muhalefet partilerinin ise nasıl bir yol haritası çizdikleri henüz belirsiz.

Tüm bu gidişatı ve Türkiye’yi bekleyen olası senaryoları IstanPol kurucularından siyaset bilimci Seren Selvin Korkmaz ile Yeni Haber için konuştuk.

Korkmaz, Teos Yaratıcı Yazarlar Evi’nde 3 Aralık Cuma günü 18.00’de ‘’Yerelden ve Yeniden Demokrasi’’ başlıklı söyleşide Seferihisarlılar ile buluşacak. 

1-IstanPol bir araştırma ve düşünce kuruluşu. Son yıllarda özellikle Türkiye siyaseti ve demokrasiye dair bir çok içerik yayınladınız. IstanPol’un kuruluş hikayesinden bahsedebilir misin bize? Hangi ihtiyaca yönelik kurdunuz?

İstanPol çok temel bir ihtiyaçtan yola çıktı. Türkiye’deki mevcut kutuplaşmış ortamda siyaset çok uzun süre bir atışmalar alanına dönüştü. Son yıllara kadar çözüm önerileri çok fazla yer bulamıyordu. Yani herkes sorunları konuşuyordu ama ortada çözüm yoktu. Bir de bazı kesimlerin sorunları gün yüzüne gelir, bazılarınınki unutulur. Yani yaşlıların sorunları, asgari ücret alanların sorunları, gençlerin sorunları; bunlar popüler değilse unutulur. Biz şöyle bir amaç edindik. Türkiye’nin mevcut sorunlarını veri temelli çalışmalar yaparak tespit edelim ve bunlara uzmanlarla bir araya gelerek çözüm önerileri üretelim. Bunu başardığımıza inanıyoruz. IstanPol’ün 3 programı var: demokratikleşme, dış politika, toplumsal kalkınma. Bu 3 programda üretilen araştırmalar, politika önerileri medyada geniş yer buluyor. Önemli konulara dikkat çekebiliyoruz. Böylece konuları siyasetin gündemine taşıyoruz. Gençleri henüz kimse konuşmuyorken gençlerin güvencesizliği raporumuzla bu sorunun ne kadar vahim bir sorun olduğunu gençlerin ülkeyi terk etme isteğinin bizim ne kadar can yakıcı bir sorunumuz olduğunu ifade etmiştik. 

Bunun dışında IstanPol’ün güçlendirilmiş parlamenter sistem önerisi, vergi adaleti önerisi gibi öneriler siyasal partilerin programlarına etki ediyor. Önerilerimiz tüm siyasal partilere açık, ayrıca ilgilenen siyasal partilerle diyalog kurup bu önerileri onlara sunuyoruz. Haliyle biz politika önerilerini hamasetten popülist bir dilden çıkıp toplumun gerçek ihtiyaçlarına cevap vermesini hedefliyoruz. 

2- Türkiye siyasetinin geldiği bugüne bakıldığında bir çok mesele karşımıza çıkıyor. Otoriterleşme, temsil krizi, demokratik değerlerin içinin boşaltılması ve daha fazlası. Siz Türkiye siyasetinde en büyük problemin ne olduğunu görüyorsunuz? 

Türkiye siyasetinde sayamayacağımız kadar çok problem var. Temelinde ikiye ayırabilirim: Sosyal adalet ve siyasal adalet meselesi. Sosyal adaletle ilgili problemler; yaşadığımız geçim sıkıntısı, eşitsizlik meseleleri… Bunların artması ile artık derin yoksulluk diyoruz buna. Siyasal adalet siyasete katılımın sadece sandıkla sınırlanması, yeri geldiğinde bunun da engellenmesi, düşünce özgürlüğünüzün baskı altına alınması gibi sorunlar… Ama bunların hepsinin temel kaynağında bugün tek bir şey var. O da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi. Çünkü bu sistem tamamen sadakate dayalı bir yapı yarattı. Bütün kurumların içi boşaltıldı, işlevsizleştirildi. Bugün meclis bile fiiliyatta işlevsiz. Bütün ülkedeki politika süreçleri, kararlar tek bir kişinin iki dudağı arasında bu sistemde. Türkiye sultanistik bir rejime dönüştü. Dolayısıyla siz bu sistemde ne yaparsanız yapın isterseniz en iyi kişiyi getirin yönetimin başına doğru politikalar üretmeniz mümkün değil.  O yüzden bugün içinde bulunduğumuz en acil kriz bence sistem krizi. Dolayısıyla sistem krizi çözülmeyince hiçbir şey çözülmeyecek. Sistemin değişmesi dediğimizde sadece adının değişmesi değil daha adil, daha özgür; herkesin eşit temsil bulabildiği demokrat bir sistem gerekiyor. Bu demokrat sistem ekonomik kalkınmayı da beraberinde getirecektir.

3- Yereller merkezi siyasetin yarattığı problemlerden nasıl etkileniyor sence? Ayrıca çözümün nasıl parçası olabilirler? 

Yerel yönetimler tam da az evvel bahsettiğim sistem meselesinden çok etkileniyor mesela. Çünkü tamamen merkezileşen ve kurumları yok eden tek bir kişiye bağlı bir sistem var. Meclisin rolü milletvekillerinin rolü bile artık yerel yönetimlere yüklenmiş durumda. Yani yerel yönetimler bu sorumluluğu taşımaya başladılar. Çünkü halkın ihtiyaçlarına cevap verecek, onları duyabilecek konumdalar. Merkezi hükümetin yeni sistemde halkla bağı kopmuş durumda. Öte yandan medya kontrol altında, topluma doğru bilgi veren kaynaklar az. Tüm bu hikayede yerel yönetimlerin bi görevi var. Onlar topluma dokunabiliyorlar. Toplumun her kesimiyle ilişki içindeler. Siyasetin kutuplaşmış çevresinden çıkabiliyorlar.O yüzden daha da önemli hale geldi bence yerel yönetimler. Özellikle ekonomik kriz döneminde toplumun dertlerine çare olan, onlara hizmet eden belediyeler var .İkincisi özellikle 2019 seçimlerinden sonra muhalefet belediyelerinde şeffaflık örnekleri görmeye başladık. Meclis toplantıları canlı yayınlanmaya başladı mesela. Bu çok önemli bir katkı. Dolayısıyla Türkiye’nin önümüzdeki 2. Yüzyılnda adil ve demokratik bir ülke olabilmesi için de yerel yönetimlere önemli bir görev düşürüyor diyebiliriz. Uluslararası alanda da aslında Türkiye’deki yerel yönetimler çok dikkat çekmeye başladı. Özellikle iklim değişikliği ile ilgili artık krizin olduğu bir dönemde uluslrarası alanda yeşil dönüşüm politikaları konuşuluyor ve yerel yönetimlerin bu alanda rolü çok daha fazla olacak. Daha adil eşit bir dünyada yaşayabilmemiz için, ama doğayı da kaybetmememiz için dünya yeşil dönüşüme hazırlanıyor. Önümüzdeki süreç yerel yönetimler aracılığıyla uluslararası dünyayla irtibat kurduğu bir dönem olacak gibi görünüyor.

4- Önümüzdeki seçimlerde herkes iktidarın kaybedeceğini düşünüyor. Sence bu öngörü ne kadar gerçekçi? Bu varsayım muhalefetin rehavete kapılmasını sağlayıp etkili programlar oluşturmasının önünde engel olur mu? 

Bence Türkiye’de önümüzdeki süreçte iki büyük risk mevcut. Birincisi "Her ne olursa olsun mevcut iktidar gücü devretmez” teslimiyeti. İkincisi “İktidar ne yaparsa yapsın çöküşün önüne geçemeyecek, kaybedecek” rehaveti. Türkiye’nin önümüzdeki süreçte bu rehavetten ve teslimiyetten uzak durması gerekiyor. Bu ikisinin de faydası yok. Çünkü biz demokrasi ve otoriterlik arasındaki sırat köprüsünde ilerliyoruz. Önümüzdeki seçim artık otoriter bir yapının tamamen ülkeye hakim olması için elindeki en büyük koz. Ama bir taraftan da muhalefet artık çok güçlü. Yani seçim kazanmanın yöntemlerini deneyimlediler. Kazanabiliriz dediler. Halka artık alternatif olabiliyorlar. Çözüm önerileri var. Bir araya gelip konuşabiliyorlar. Bunların hepsi çok onemli. Ama bazen ibre iktidarın kaybetmesine doğru yaklaşınca, bütün anketler bunu gösterince bu bir araya gelmeler hasar almaya başlayabiliyor. Ya da işte biz ne de olsa kazanıyoruz dendiği için yapılan bazı fedakarlıklardan geri adım atılmaya başlanıyor. Bu fedakarlıklardan birisi muhalefet partilerinin birbirleri ile olan rekabeti en aza indirmesi. Çünkü muhalefet birbiri ile mücadele ederse mevcut sistemde iktidarın karşısında bir alternatif olamaz. Kendi içinde bölünür parçalanır. Gereken yüzde 50 artı bir çoğunluk sağlanamaz. Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimi için. Dolayısıyla burada yapılması gereken seçmene ortak bir gelecek vaadi sunabilmek. Seçmene "ortak bir adayla biz seçimi kazanabiliriz” diyebilmek… Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişin demokrasiye geçişin somut bir yol haritasını sunabilmek. 

İkincisi iktidar kaybetmez gitmez anlayışı da çok yanlış. Çünkü biz Türkiye gibi rejimlere baktığımızda üç şey görüyoruz. İktidarın kendi içinde bölünmeler olursa, pastadan pay küçüldüğü için rant dağıtımı sekteye uğrarsa be muhalefet bir araya gelirse… Bu üç alamet iktidarın gidici olduğunun göstergesidir. Türkiye bu üçünü de deneyimledi. Dolayısıyla bir araya gelmiş muhalefetin avantajlarını hep elde tutmak lazım. Türkiye hala toplumsal açıdan baktığımızda demokratik direnci çok yüksek bir ülke. Hepimizin bu açıdan elinden geleni yapması gerekiyor. Demokratik haklarımızı savunmamız gerekiyor yani. İktidar gitmez diyerek kabuğumuza çekilmek bir seçenek degil.

5- Muhalefet partilerinin ekonomik kriz ile ilgili nasıl bir politika izlemelerini öneriyorsun?

Ekonomik kurmaylarıyla birlikte her partinin Türkiye’nin temel ekonomik sorunlarına ilişkin bi takım önerileri vardı. Bunlar ayrı ayrı görülen öneriler. Kimisi daha çok tarıma, kırsal kalkınmaya, sanayiye önem veriyor. Kimisi finansa önem veriyor. Ama baktığınızda her birinin farklı farklı görüşleri var. Ama buna rağmen her partinin ortaklaştıgı bir şey var. O da sosyal adalet ilkeleri. Bu yoksulluğu önleyici, vatandaşları koruyacak, insanların hayatlarında ferahlama sağlayacak acil çözüm önerileri… Bu açıdan bi ortaklaşma görmek mümkün. Ama tüm bunlar yetmez. Şu an biraz geç kalındığını düşündüğümüz nokta, partilerin ekonomi kurmaylarının bir araya gelmesi hikayesi.  Yalnızca birkaç haftadır bu gündemde. Ardından 6 muhalefet partisi ekonomi kurmaylarının bir araya geleceğini ve bir yol haritası çıkarılacağını söylediler. Ekonomi politikaları her parti için farklı olabilir. Bunda sorun yok. Çünkü bu partiler zaten siyasette farklı noktalarda duruyor. Kimisi sağda kimisi solda… Ekonomiye bakışlarının farklı olması normal ama Türkiye öyle bir yoksullaşma yaşıyor, öyle bir eşitsizlik çemberinden geçiyor ki bu partilerin farklılıklarına rağmen artık söyleyecekleri ortak şeyler çoğaldı. Ülkeyi bu bataklıktan nasıl çıkaracağız? Ülkeyi önce bataklıktan çıkmamız lazım. Üzerimizdeki çamuru temizlememiz lazım ki sonra hepimiz gideceğimiz yola gidelim. Ülke böyle bir durumda. Dolayısıyla siyasal partilerin yapması gereken topluma bu bataklıktan biz Türkiye’yi nasıl çıkarırız, en acil ekonomik çözümler ne bunun önerisini sunmak. Yani muhalefet iktidara gelirse ilk 200 günde ne gibi önlemler alacak, bunun reçetesini topluma sunması gerekiyor. Köy köy mahalle mahalle bunu topluma anlatabilmesi gerekiyor.

Yorum