Seferihisar Emlak

Ülkemizde hiçbir konuda ‘milli’ politikamız yok.

Sağlık, eğitim, şehircilik, savunma veya diğer alanlardaki her konu, o günkü bakanın,  o günkü iktidarın isteği doğrultusunda anında değişebiliyor.

Mesela eğitim….

Bir bakan gelmiş Köy Enstitüleri’ni oluşturmuş. Devran değişmiş, Köy Enstitüleri ‘tü kaka’ olmuş, kapatılmış…

Bir bakan gelmiş, ‘’Liselerde kredili sistem uygulayın’’ demiş, sonraki bakan ‘Ne demek kredili sistem, ders sistemine dönün’’ talimatı vermiş…

Bir bakan gelmiş, ‘’5+3 olmaz, 4+4+4 olacak’’ buyurmuş.

Şimdiki bakan da ‘’Bu kadar çok ders olmaz, ders sayısını 8’e 9’a düşüreceğiz’ açıklaması yapmış…

Bu karar alınırken ‘milli’ nitelik taşıyan bir komisyon mu toplanmış, iktidar partisinin bakanı, ittifak ortağının görüşünü mü almış?… Veya nezaketen muhalefete, hocalara, sendikalara, eğitimin duayenlerine, ‘’Biz böyle düşünüyoruz, sizin görüşünüz nedir’’ diye sorma nezaketi mi gösterilmiş?…

Veya Savunma Bakanlığı, profesyonel askerliğe geçerken, askerliği 6 aya düşürürken, bedelli uygulamasını kalıcı hale getirirken kimlerle akıl-fikir alış verişi yapmış?…

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, maden firmalarına, balık çiftliklerine, turizm tesislerine ‘ÇED gerekli değildir’ raporu verirken, hangi uzmandan, konuyla bire bir ilgili hangi kuruluştan görüş almış; ÇED toplantılarında halkın böcek yerine konulması bir yana, nezaketen, ‘’Siz ne diyorsunuz beyler’’ deme inceliği gösterilmiş.

AMERİKALILIK EN ÖNDE

Bütün Amerikan filmlerini izleyin. Hepsinde de filmin bir yerine Amerikalılık temasının öne çıktığını, Amerikan bayrağının bir şekilde film karesine girdiğini görürsünüz…

Bizde ise bırakın Türklüğü, Türkiyelilikten bile kaçınıldığına, T.C’den, İstiklal Marşı’ndan, bayraktan utananların olduğuna tanık olursunuz..

İşte Kıyı Kenar çizgisi konusu…

Denizin kara ile buluştuğu nokta her dönemde rantın iştahını kabartmıştır…

Bu yüzden belki de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde en fazla didiklenen, ikide birde değiştirilen, yönetmeliklerle kanunun etrafına dolanılan Kıyı Kenar Çizgisi olayı, o kadar istismara açık hale gelmiştir ki; Seferihisar Akarca’da, Marmaris’te, Bodrum koylarında, Zonguldak sahillerinde şezlonglarla, büfelerle plajlar işgal edilebilmektedir.

Kimi yerde sağlık, kimi yerde kamp, kimi yerde bilmem ne tesisleriyle sahiller halka kapatılmakta, gerekçe olarak da akıl karıştıran yönetmelik değişikliklerine sığınılmaktadır.

Oysa kanuna, yönetmeliğe hiç gerek yoktur…

Bu konuda da milli bir duruş sergilemek, ‘’Sahiller halkındır, halkın kalacaktır’ demek yeterlidir…

Ama bir şekilde, kıyı köşeden rant bekleyenlerden veya yukarıdakilerle telefonda konuşurken bile sırf yerini koruyabilmek için ceket düğmesi ilikleyen, ‘’Buyrun efendim, tamam efendim…’’ demek zorunda kalan bürokratlardan, hangisi, nasıl bunu söyleyecektir?…

İşte bütün mesele buradadır…