Seferihisar Emlak

Çoğu zaman; ‘’Gazetecilik tarafsızlıktır, objektif olmayı gerektirir’’ deriz ama aslında bizim mesleğimiz subjektiftir…

Yani olaylara bakış kişiden kişiye değişir.

Taşların söküldüğü, kaldırımların yenilendiği bir fotoğrafın altına,

‘’Belediye, yolları yazboz tahtasına döndürdü’’ yazabilirsiniz.

Aynı fotoğrafın altına bir başka gazeteci,

‘’Paralarımız taşlara gidiyor, belediye yine kaldırımları söküyor’’ diyebilir.

Daha radikal ve daha keskin dilli olanlar,

‘’Kaldırımlar birilerine peşkeş çekildi. Milyonlar taşa toprağa gömüldü’’ başlığı atabilir.

Belediye ile arası iyi olan gazeteci,

‘’Müjde, yollarımız ve kaldırımlarımız yenileniyor. Tozdan, topraktan kurtulacağız’’ ifadelerini kullanabilir.

YÜZME BİLMEYEN BAŞKAN

Ya da belediye başkanının deniz kenarında ailesiyle birlikte güneşlendiği bir tabloyu düşünün…

Farklı gazete ve televizyonlarda şu manşetler atılmaz mı?

‘’Başkan işi gücü bıraktı deniz keyfi yapıyor…’’

‘’Yüzme bilmeyen başkan torunuyla kumdan kale yaptı…’’

‘’Tatil onun da hakkı…’’

‘’Başkanın pazar keyfi…’’

Hal böyle olunca ne İsa’ya yaranırsınız ne Musa’ya..

‘’Tatil onun da hakkı’’ derseniz okurlarınızın gözünde yalaka olursunuz. ’Yüzme bilmeyen başkan torunuyla kumdan kale yaptı…’’ başlığını atarsanız ön yargılısınızdır… ‘’Şehir çöpten kokuyor, başkan deniz keyfinde’’ derseniz, kesinlikle muhalifsinizdir….

Trafik kazası yapan sürücünün alkollü olduğunu yazarsanız bütün sülalenin hedefi olursunuz.

Adliyeden kelepçeli çıkan hemşerinizi görüntülerseniz, bir ömür boyu size kin güdecek bir düşman kazandınız demektir.

Hele seçim dönemleri… Bir adayın haberini iki sütun fazla verirsiniz yandaş, iki sütun az verirseniz hain, işbirlikçi olursunuz…

‘’YAZMADAN ÖNCE BİZE SORSAYDIN YA!..’’

Bir olumsuzluğu dile getirdiğinizde, “Önce bize sorsaydın ya…’’

‘’Bunda bir haber değeri yok ki… Keşke yazmadan önce bir alo deseydin, bize haber verseydin…’’

‘’Bu konuyu biz aramızda hallederdik, yazman gerekir miydi?..’’ yakınmalarından birisiyle karşılaşmanız kaçınılmazdır…

Yani sözün özeti, hemşerilerinizle her gün kaldırımlarda, meydanlarda karşılaştığınız küçük yerleşim merkezlerinde gazetecilik yapmak zor ama çok zordur…

AİLE BOYU SIKINTI

İşte bugün 41 yıllık gazetecilik anılarını ‘’Yalınayak’’adlı kitabında toplayan Mustafa Karabulut da tüm bu zorlukları yaşadı… İthamlar, karalamalar yetmedi, tehdit aldı, saldırılara hedef oldu… Yetmedi ailesiyle birlikte hedef tahtasına oturtuldu…

Bugün terör elebaşı olarak gösterilen Fetullah Gülen’in, ‘’Hoca Efendi’’ namıyla övgüye muhatap olduğu; örgütsel faaliyetlerinin de ‘’Hizmet Hareketi’ adıyla el üstünde tutulduğu dönemde aile hakaret davası ile karşılaştı, Fatma Karabulut kardeşim, Gülen’e hakaretten ceza aldı…

Belediye başkanları, siyasetçiler, kendilerine destek olan haberlerde bir teşekkürü bile çok görürken en küçük eleştiride Karabulut ve ailesine sırt döndü…

SADECE ANI KİTABI DEĞİL

Bir başkan seçim kazanınca, Karabulut ailesinin evi önünden geçen zafer konvoyu, tokmağı balkona gösterip davul mu çalmadı?…

İki dönemde de destek verdiği bir başkanın bazı uygulamalarını eleştirince Nurettin Soyer üzerinden Tunç Soyer’i vurmaya kalkanlar gibi CHP’li meclis üyelerinden, ‘’Oğlu İnanç’ı Temizlik İşleri’ne “sürelim diye babası üzerinden evladını hedef alanlar mı çıkmadı?…

Yani; bugün Seferihisarlılarla buluşan YALINAYAK, küçük şehirdeki bir gazetecinin sadece 41 yıllık anılarının birikimi değil, aynı zamanda yerel gazeteciliğin 41 yıllık bir mücadelesinin de eseridir…

Bizlere düşen de; bu aileyi ve Seferihisar’ın son yarım asrını YALINAYAK ile ölümsüzleştiren Mustafa Karabulut’u alkışlamaktır.

Tebrikler kardeşim… Tebrikler can dostum… İyi ki seni, sizleri ve sizler sayesinde Seferihisarlıları tanımışım…