Seferihisar Emlak

ASYA YAŞARİKİZ / YENİ HABER – İçinde ve çevresinde 14 adet diri fay geçen İzmir, 30 Ekim Sisam Depremiyle sarsıldı. Şehir merkezine 70 km uzaklıkta olan depremde 116 yurttaşımız hayatını kaybetti. Sisam Depremi sonrası, İzmir’de bulunan fayların yıkıcı deprem üretip üretmeyeceği, Sisam fayının İzmir’de bulunan faylara etkileri tartışma konusu oldu.

Uzman Paleosismolog Yer Bilimci Ramazan Demirtaş ile İzmir faylarını konuştuk. Demirtaş, gazetemize fay uzunluğu-büyüklük ilişkisi, deprem şiddeti, fay kazılarına kadar birçok açıklamada bulundu.

İZMİR’İN DEPREM GEÇMİŞİ NEYE İŞARET EDİYOR?

4 milyon nüfusa sahip İzmir’in deprem geçmişine değinen Demirtaş, İzmir’de 7’nin üzerinde deprem olabileceği açıklamalarına katılmıyor. Demirtaş “İzmir’e hatta Batı Anadolu’ya bakarsak, 7’nin üzerinde deprem göremeyiz. Düşey atımlı faylar, 6 ve 6.5 arasında, doğrultu atımlı faylar en fazla 6.8-6.9 büyüklüklerinde deprem üretir. 35 km uzunluğunda iki parçadan oluşan İzmir fayında 1688’te 6.8 büyüklüğünde bir deprem oldu. 1789’da ise Yeni Foça fayında olan deprem de 6.8 büyüklüğündeydi. İzmir ve çevresinde düşey ve doğrultu atımlı faylar yer alır; bunlar da en fazla 6.8-6.9 büyüklüklerinde depremler üretirler. İzmir’de 7’den büyük deprem beklenemez” ifadeleri ile İzmir’in deprem geçmişine örnek veriyor.

Demirtaş, İzmir faylarında gerçekleşen yakın tarihli depremlerin de 7 büyüklüğüne varmadığını ise şu bilgilerle özetliyor; “Seferihisar fayında 2003’te 5.6; Tuzla fayında 1992’de 6; Gülbahçe fayında 2005’te 5.8 büyüklüklerinde deprem oldu.”

FAY UZUNLUĞU ETKİSİ

35 km uzunluğundaki İzmir fayının iki parçadan oluştuğunu ve iki fayın aynı anda kırılmasının mümkün olmadığını söyleyen Demirtaş, bir fayın deprem üretmesinin fay uzunluğu ile ilgili olmadığını şu sözlerle ortaya koyuyor; “Fayların uzunlukları bir anlam ifade etmez. Bir fayda deprem bekliyorsanız o fayla ilgili tüm parametreleri açıklamanız gerekir. Bu parametreler ise; fayın yıllık kayma hızı, en son ne zaman deprem ürettiği ve deprem tekrarlama periyodudur.”

YILLIK KAYMA HIZI KİLİT FAKTÖR

Deprem tekrarlanma aralıklarının fayların yıllık kayma hızıyla ilişkili olduğuna dikkat çeken Demirtaş, “İzmir fayının yıllık kayma hızını 1 mm olarak kabul edersek, 1metrelik atım bin yılda birikir. 1.5 mm atım, bin 500 yılda birikir. Bu durumda 1688’deki depremin bir daha tekrarlanması için, bin ya da bin 500 yılın geçmesi gerekmektedir. Yani İzmir fayında 2688’den önce büyük bir deprem olamaz” ifadeleri ile fay uzunluklarının değil fayların yıllık kayma hızlarının önemli bir faktör olduğuna işaret ediyor.

İzmir çevresinde özellikle 30 Ekim depreminden sonra gündeme gelen Tuzla fayı hakkında da konuşan Demirtaş, fayın uzunluğunun 50 km olduğunu; 15-20 km uzunlukta 3 parçadan oluştuğunu ve bu fayın ancak 3 parça halinde kırılabileceğinin altını çiziyor.

FAY KAZILARI NE İŞE YARAR?

Yıllardır fay kazısı yaptığını söyleyen Demirtaş, fay kazıları hakkında şu bilgileri veriyor; “Deprem olduktan sonra yüzey kırığı oluşur ve belli bir süre geçtikten sonra yüzey kırıklıkları silinmeye başlar ama yerin altında izleri kalır. Bu faylar üzerinde kazılar yaptığımızda, birkaç bin ile on bin yıla ait izleri saptarız. Eski deprem izlerini ayırt ettikten sonra bu izleri çeşitli yaşlandırma yöntemleri ile tarihlendiririz. Eski deprem izlerini yaşlandırdıktan sonra, tekrarlanma periyodlarını saptarız ve böylece bu fayların geçekte belli aralıklarla deprem oluşturabilecekleri konusunda yaklaşımlarda bulunuruz. Ancak bu yöntem ciddi araştırma gereken özel bir uzmanlık konusudur. Fay kazılarında ayırt edilen eski deprem izlerinin yaşlandırılmasında, özellikle deprem tekrarlanma aralıkları birkaç bin yıl olan faylara ait olanlarda hata oranları 500 – 1000 yıl arasında değişmektedir.”

Fay kazılarının depremin önceden bilinmesi için kullanılan bir yöntem olmadığını söyleyen Demirtaş, “Fay kazıları, genellikle nükleer santraller, barajlar, büyük mühendislik yapıları ve kalabalık insan gruplarını barındıran hastane, okul vb. binaların yer seçimlerinde, bu alanlardan fay geçiyor mu, fay aktif bir fay mı, bir deprem üretirse ne kadarlık bir yer değiştirme yapar? gibi konulara açıklık getirmek için tercih edilen bir yöntemdir. Tekrar vurgulayarak söylemem gerekirse, fay kazısı yaparak şu faylarda 5-10 yıl içinde 7.0-7.2 büyüklüğünde bir deprem olacak deme şansınız olamaz. Açıkça söylemek gerekirse bu bir yanıltmacadır” ifadeleri ile fay kazılarının amaçlarının altını çiziyor.

Seferihisar fayının 25 km uzunluğunda olduğunu söyleyen Demirtaş, bu fayın en fazla 6.5 büyüklüğünde bir deprem üretebileceğine dikkat çekiyor. “2-3 bin yıl tekrarlanma aralıklarına sahip Seferihisar fayı gibi faylarda kazı yaptığınızda, eski deprem izlerinin yaşlandırılmasında hata yapma şansınız çok yüksektir. Bu nedenle Seferihisar fayının deprem tehlikesi yüksek, her an büyük deprem üretir demek söz konusu değildir. Seferihisar fayının ortalama üreteceği deprem 6 büyüklüğünün civarındadır; haydi zorlasanız 6.5 büyüklüğünde bir deprem üretilir” diyen Demirtaş, kazılar yapılarak deprem zamanının verilmesinin mümkün olmadığını söyleyerek bunu “halkı boşu boşuna tedirgin etmek” olarak yorumluyor.

SİSAM DEPREMİ İZMİR FAYLARINI TETİKLEDİ Mİ?

30 Ekim Sisam Depreminin, İzmir faylarını tetikleyip tetiklemediği tartışmalarına da değinen Demirtaş, “Tetiklenme birkaç saat ya da 1-2 gün içinde gelişir. Bir fay, olmuş bir depremden birkaç ay ya da yıl sonra tetiklenmez. Bilimsel veri-uzun süreli gözlem olmadan Sisam depreminin Tuzla fayı, Gümüldür Fayı, Seferihisar Fayı, Gülbahçe Fayı ve İzmir Fayı’nı tetikleyeceğini söylemek söz konusu değildir. Her bir fayın yıllık kayma hızı, en son ürettikleri deprem tarihi ve deprem tekrarlanma aralıkları farklı farklıdır. Bu fayların yıllık kayma hızları milimetre ve ondalıkları mertebesinde, çok düşük olduğu ve deprem tekrarlama aralıkları 2-3 bin yıl olduğu için 30 Ekim 2020 Sisam depreminin bu faylardaki depremleri tetikleyeceğini söylemek spekülasyondan öte bir şey değildir. 2-3 bin yıl önce bu faylar üzerinde deprem olduysa, Sisam Depremi bu fayları tetikleyebilir, zamanı dolmuştur diyebilirsiniz. Ancak bu fayların en son ürettikleri büyük depremlerinin tarihlerini belirtmeden ‘büyük deprem üretir, yakında 7.2 büyüklüğünde deprem üretir’ demek hiç bilimsel değildir, bilimsel altlığı da bulunmamaktadır. 30 Ekim Sisam depreminden sonra İzmir fayının tetiklenebileceği söylendi. Üstüne basarak söylüyorum; 1688 gibi bir depremin tekrarlama periyodu en az bin yıldır. Bu 2-3 bin yıla kadar da çıkabilir. Dolayısıyla 1688 gibi M6.8 büyüklüğünde bir depremin tekrarlanma aralığının bin-3bin yıl olduğu İzmir fayında, değil 30 Ekim 2021 Sisam Depremi, yakınındaki bir başka fay üzerinde deprem olsa bile, İzmir fayı üzerinde bir deprem tetiklenemez. Dolayısıyla halkımızın bu konuları sorgulaması ve araştırarak daha bilinçli olması gerekmektedir. Her açıklamaya itibar etmemelidirler. Google, sosyal ağlarda araştırma yaparsanız daha bilimsel akademik çalışmaları bulabilirsiniz. Özetle bir deprem sonrası, ‘bu deprem şu şu fayları tetikler, kazı yaptık şu fay 7.0 ve üzerinde deprem üretir gibi açıklamalar yapılırsa’ yıllık kayma hızı, en son ürettiği deprem tarihi ve deprem tekrarlanma aralığı olmak üzere üç deprem tehlike parametresi ile ilgili veri var mı? Yoksa bu tür açıklamaların hiçbir bilimsel temeli bulunmamaktadır, yapılan açıklamalar spekülasyondan öteye geçmez” ifadeleri ile Sisam fayının İzmir faylarını tetikleyemeyeceğini altını çiziyor. Ayrıca 30 Ekim 2020 depremi sırası ve hemen sonrası, jeotermal potansiyeli olan bölgelerden geçen Tuzla Fayı, Seferihisar Fayı, İzmir Fayı ve Gülbahçe fayı gibi faylarında kuyuların sıcaklık ve debilerinin değişmesinin o faylar üzerinde büyük bir depreme işaret etmesi gibi iddiaların bilimsel bir tarafının olmadığını; bu değişimlerin büyük bir depremin tıpkı onlarca-yüzlerce km uzaklıkta nasıl heyelan-kaya düşmesi-sıvılaşma gibi olaylara neden olduğu gibi, uzak bölgelerdeki faylar boyunca yer alan sıcak su kuyularındaki sıcaklık ve debi değişimlerine yol açabileceğini, bu değişimlerin odak derinlikteki faylanmalarla ilgili olmayıp yüzeysel deformasyonlardan kaynaklandığını belirtiyor.

ZEMİN FAKTÖRÜ

Demirtaş “Peki nasıl oldu da 30 Ekim 2021 Sisam depremi Bayraklı’da yıkım ve can kaybına yol açtı?” sorusunun cevabında zemin büyütmesinin altını çiziyor. “Yaklaşık 70 km uzaklıktaki bir depremin uzun periyotlu etkileri vardır. Deprem dalgası yayılırken uzun periyotlu yüzey dalgaları gelir. Eğer zemin Bayraklı gibi eski bir bataklık ortamı ya da delta çökelinden oluşuyorsa, deprem hareketi kat kat büyür. Nitekim Bayraklı’da da zemin 0.01 g’lik ivmeyi 10 kat büyütmüş ve 0.1g’lik ivmeye dönüştürmüştür.” Ancak bu binaların 0.1 g’lik ivmede yıkılmaması gerektiğini; deprem yönetmeliğine göre bu binaların 0.5 g ivmeye dayanacak derecede ayakta kalması gerektiğini; bu nedenle yıkım ve can kaybından her ne kadar zemin on kat büyütmüş olsa da, esas birincil etkenin o binaların depreme dayanıksız olmasından kaynaklandığının altını çizen Demirtaş “Buna karşın 20-30 km uzaklıkta kayalık zeminlerde kurulmuş Gümüldür, Özdere gibi yerleşim yerlerinde hasar olmadı. Bu nedenle zemin faktörü ve yer seçimleri son derece önemli” diyor.

Akarsu-delta-kıyı-bataklık çökellerinin üzerinde kurulmuş yerleşim yerleri ve binalar ve kıyı yapılarına da değinen Demirtaş, “Zemini iyileştirdik, kazıklar çaktık demek doğru değil. Dolayısıyla İzmir’de kıyı dolgu alanları üzerinde olan semtlerde büyük deprem olması durumunda 1999 depreminde Gölcük-Değirmendere’deki kıyı çökmelerine bağlı gelişmiş benzeri yıkımlarla karşılaşma olasılığı yüksek. Bu tür çok riskli alanlarda ne kadar kazık çakarsanız çakın işe yaramayacağını acı örnekler yaşayarak gördük. Bu tür riskli alanlardaki en büyük tehlike-risk şunlardır; deprem hareketi kat kat büyütülür, sıvılaşma-yanal yayılma-kıyı göçmesi-tsunami olur ve binalarımız depreme dayanıksız olduğu için hasar ve can kaybı çok ağır olur” değerlendirmesini yapıyor.

Demirtaş, sözlerini “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 1688 ve 30 Ekim depremlerindeki can kaybı ve hasar tablosunu esas alarak, gelecek 50-100 yıl içinde İzmir ve çevresindeki faylar üzerinde 6.0-6.9 arası bir deprem olacakmış gibi senaryolar geliştirerek, özellikle kıyı bataklık-dolgu alanlar gibi çok riskli alanlar- zeminler üzerinde kurulmuş yerleşim yerleri ve yapılaşmalar için acil çözüm üretmeli, mikro bölgeleme etütlerinin final yerleşime uygunluk ve afet tehlike haritalarındaki tehlike ve risklere göre gerekli önlemler almalı, riskli alanlar-zeminlerde bulunan binaların taşınması gerekiyorsa taşınmalı, iyileştirilmesi gerekiyorsa iyileştirilmeli, sorunlar kağıt üzerinde kalmayıp uygulamaya geçilmeli, yoksa her doğa olayı afete/felakete dönüşmeye devam edecek” ifadeleri ile sonlandırıyor.