Seferihisar Emlak
İlçenin köklü bir ailesinin kızı olarak dünyaya geldi. Kendisi için harcanan emeği boşa çıkarmayıp ilk, orta ve yüksek öğrenimini bitirdi, avukat olarak iş hayatına atıldı.
Önce büyük bir şehirde staj yaptı, ardından ofisini açtı.
Sürekli okuyor, kendisini geliştiriyordu. Aile hukuku üzerine uzmanlaşmıştı. Dosya sayısı sürekli artıyordu. Eşler arasındaki sorunların ayrılıkla sonuçlanmaması için çaba harcar, boşanmak için başvuruda bulunan çiftleri,  birlikteliklerini sürdürmeleri konusunda ikna etmeye çalışır, evliliğin artık yürümeyeceğini kendisi de kabul ettiği zaman davayı üstlenirdi.
İLÇESİNE DÖNDÜ
Babasının kalp krizi sonucu ani ölümünden sonra memleketinde kalan annesini yanına aldı. Yaşlı kadın, “Bırak yavrum beni, evime gideyim. Buralarda beton yığınları arasında sıkılıyorum. Üstelik sen de kendine yuva kur. 40’ına yaklaştın. Seni isteyenleri geri çevire çevire bak kaç yaşına geldin” diyordu.
Aslında memleketlerinde küçük kız kardeşi de vardı, ama kardeşinin eşi, annelerinin kendileriyle oturmasını istemiyor, “Herkes yerinde sağ olsun. Arada gider geliriz” diyordu.
Annenin büyük şehre tahammülü dayanılmaz boyuta ulaşınca memleketine geri döndü. Birkaç ay sonra, kendisi de doğup büyüdüğü ilçeye taşındı.
Nüfusu 30 bini aşan ilçede erkek egemenliği hakimdi. Aile içi şiddete uğrayan kadın sayısı bir hayli fazla olmasına rağmen çoğu ‘çocukların hatırı‘ veya ‘laf olur, dile düşerim‘ kaygısı ile evliliklerini sürdürüyordu.

SIĞINMA EVİ MÜCADELESİKadın avukat, dosyalardan ve annesinden arta kalan zamanını kadın haklarına ayırıyordu. İlçede kadın sığınma evi açmak için kaymakamlığa, belediye başkanlığına başvurdu. Kendisinden 10 yaş kadar küçük, genç kaymakamdan destek gördü, “Çok iyi olur. Biz her türlü desteği veririz” diyen belediye başkanı ise, parti yönetiminden gelen “Tabanımız böyle bir olayı kabullenmez. Böyle bir yer açılırsa, zoru gören her kadın, kalkar buraya gider. Zaten bizim kadınlarımız asi ruhludur” baskıları üzerine geri adım attı.

Kadın avukatın telefonlarına çıkmaz oldu. Randevu taleplerine de sekreteri aracılığı ile “Toplantısı var. Çok yoğun. Biz sizi ararız” gibi gerekçelerle yanıt vermedi. Hatta kaymakama da, “Kaymakam Bey kardeşim, bu işlere fazla bulaşmaya gelmez… Sen de işine baksan daha iyi olur” diye uyarıda bulundu.

Memleket 1994 ekonomik krizinin etkilerinden kurtulmuş, 1999 yerel seçimlerine hazırlanıyordu.

Kadın avukat da sadece sığınma evi projesini hayata geçirebilmek için başkan adayı olmaya karar verdi. Ama parti tercihinde zorlandı. Belediye başkanı, zaten yeniden adaydı. Muhalefet partisinde ise kendisini yıllardır başkanlığa hazırlayan yığınla insan vardı. Üçüncü bir partinin seçim kazanma şansı yok denecek kadar azdı.

Kadınlar, “Bağımsız aday ol. Biz tüm kadınların oyunu alırız” dediler. O ise, “Benim derdim başkanlık değil. Aile içinden ‘şiddeti’ atmak için mücadele ediyorum. Yoksa erkek düşmanı veya feminist birisi değilim” dedi.

Kadınlar, aralarında şakalaşıyor, “Başlattık bir şalvar davası… Bakalım filmdeki gibi sonuca ulaşabilecek miyiz” diye Şener Şen ve Müjde Ar’ın oynadığı ‘Şalvar Davası’ filmine atıfta bulunuyordu.

Asliye Hukuk Mahkemesi‘ndeki duruşmadan çıkmış, ofisine dönmüştü. Sekreterinin uzattığı notlardan, parlamentoda milletvekili olan, fakat grubu bulunmayan bir partinin ilçe başkanı tarafından 3 kez arandığını gördü. “Bağla bakalım. Niçin görüşmek istiyormuş, öğrenelim” dedi.

Sekreter ahizeyi kaldırıp numaraları çevirmeye başladığı anda da parti başkanı, yanında iki kişi ile ofise girdi.

‘TAMAM,VARIM’ DEDİ

Memleket ahvali üzerine bir sohbetin ardından parti başkanı, kadın avukata yerel seçimlerde adayları olmasını teklif etti. Ardından, “Burada başkanın partisinin 7 bin, ikinci partinin 5 bin 200 oyu var. Biz geçen seçimlerde 3 bin 500 oy aldık. Sizin de bireysel oyunuzla 6 bini aşarız. Üç dönemdir koltukta olan başkan da artık yıprandı.  Muhalefet oylarını toplarız” dedi.

Kadın avukat düşünmek için zaman istedi. Akşamüzeri de doğru evine gitti. Odasına çekilip düşünceye daldı.
Politikadaki acımasızlığın farkındaydı. Geçmişte aleyhine kullanılabilecek bir hatasının olup olmadığını sorguladı. Lise son sınıfta şimdi ilçede beyaz eşya mağazası işleten sınıf arkadaşına yakınlık duymuş, ilgisi üniversiteye gidince bitmişti.

Yüksek öğreniminin üçüncü yılında da Fen Fakültesinden bir genç ile çıkmış, ama o beraberlik de kısa sürmüştü. Mesleğe atıldıktan sonra hayatında ‘özel’ olarak hiç kimse yer almamıştı.

Para meselesinde titizdi. Alacak verecek konularından uzak durur, çek senet kullanmaz, ‘para’ diye müvekkillerini sıkıştırmazdı.

Ailesinde de ‘leke‘ yoktu. Yıllarca manifaturacılık yapan babası yörede sevilen bir insandı. Hayatta iken şu andaki başkanın partisini desteklerdi. Düğün, nişan için verdiği malların paralarını mahsulden mahsule alırdı.

Hava kararmak üzere iken eve gelen iki kadın, ‘Hayırlı olsun Avukat Hanım… Duyduk çok sevindik” dediler. “Durun bakalım daha karar vermedim” cevabı üzerine de konuşmalarını, “Durun bakalımı var mı?.. Tamam işte...” diye sürdürdüler.

Kadınlardan 35 yaşlarında kıvırcık saçlı, çekik gözlü olanı, üç yıl önce eşinden ayrılmıştı. Tekel binasının yanındaki market işletmecisinin eşi olan kumral kadın ise başörtülüydü.

Üç gün süren düşünme sürecinin ardından 3 bin 500 oyu olan partinin teklifini kabul ettiğini açıkladı. Kalabalık bir grupla adaylığını duyurdular.

Başkanın partisindekiler, kadının adaylığına önemli tepki vermedi. “Bu kuru kalabalıklar kimseyi yanıltmasın. Bizim burada kadın adaya oy çıkmaz. Hele hele üçüncü partiye…” dediler.

Memur olmasına rağmen yıllarca muhalefetteki ikinci partinin içinde yer alan, toplantı ve seçim çalışmalarını organize eden altın dişli kamu görevlisi, “Bu kadın muhalif oyları toparlayabilir. Zaten partisinin de potansiyel bir oyu var. Çok güçlü bir aday çıkarmalıyız. Bu kadının da önünü mutlaka kesmemiz lazım. Oylarımızı böler” dedi.

Ardından da hukuk fakültesi son sınıfında öğrenci olan iki partiliyi, kadın avukatın bir süre çalıştığı büyük şehre gönderip geçmişini araştırmalarını istedi. Üç gün sonra dönen iki genç, “Hiçbir açığı yok.. Orada sevgilisi, arkadaşı falan da olmamış” dediler.

Partinin ceosu durumundaki memur, bu kez yakın ilçedeki bir başka hukukçuyu aradı, “Bu kadınla siz aynı dönemde okumuşsunuz. Okulda nasıldı bu kadın. Öğrenci olaylarına falan karışmadı mı hiç” diye sordu. Telefondaki diğer avukat, “Yok… Otun biriydi. Hiçbir siyasi düşüncenin içinde yer almadı. Sürekli ders çalışırdı” diye yanıt verdi.

Altın dişli memur ise yönetim kurulu odasında, “Olamaz… Her insanın mutlaka bir açığı, eksiği vardır. Bu kadını durdurmamız lazım. Yoksa belediye meclisini de kaptırabiliriz” diye dolanıyordu.

SON GECE OYUNU

Kadın avukat, partilileriyle birlikte ev ev, sokak sokak dolaşıyordu. Gerçi onun partisinden de ‘Kadın hakları’Aile içi şiddete son’ söylemlerine karşı çıkanlar oluyordu, ama seçimi kazanma uğruna bunlara katlanıyorlardı.

Tren istasyonu yanındaki tenekeli mahallede, Doğulu vatandaşların oturduğu Batı Mahallesinde, Perşembe Pazarı civarında büyük ilgi gördü. Kahvehane toplantılarında kopan alkış tufanı, bir kilometre kadar uzaklıktaki garajdan bile duyuluyordu.

Başkanın partisinde keyifler yerindeydi… Zaten seçimin favorisiydiler. Ama son haftaya girildiğinde durum değişti. Kadın adayın partisi belediye başkanının partisi tarafından yapılan bir ankette iki puan önde çıkıyordu.
Kadın avukat, seçim gecesi başına yastığa huzurlu koydu. Kaybetse bile düzeyli bir mücadele yürütmüş, halkının sevgisini kazanmıştı.

Propaganda yasağının sürdüğü gece, sabaha karşı telefonun sesiyle uyandı. Arayan ilçe başkanıydı. Kendisinin jandarmalar arasında kelepçeli bir şekilde götürüldüğünü gösteren bir fotoğrafın fotokopi yöntemiyle çoğaltılarak kapıların altından atıldığını söylüyor, “Madem böyle bir açığın vardı. Bize niye söylemedin. Partimizi niye yaktın Avukat Hanım” diye çıkışıyordu.

Yatağından kalkıp giyinirken bu kez kapının zili çaldı. Merdivende hüngür hüngür ağlayan kıvırcık saçlı, çekik gözlü kadınla, Tekel binasının yanındaki market işletmecisinin eşini içeri aldı. Kıvırcık saçlı kadın, avucunda kırıştırdığı fotokopiyi kadın adaya uzattı. “Vurdular bizi Avukat Hanım. Sırtımızdan vurdular” diye gözyaşı döküyordu.

Üçüncü partinin kadın adayı, buruşturulmuş kağıdı açtığında, kendisinin jandarmalar arasında elleri kelepçeli olarak götürüldüğünü gösteren bir fotoğraf ile karşılaştı. Altına da sadece büyük harflerle “Uyuşturucudan tutuklandı” yazılmıştı.

Koltuğa yığılıp kaldı. Fotokopi ile çoğaltılmış fotoğraftaki elleri kelepçeli kadın ta kendisiydi. Ama bu görüntüler, büyük şehirde avukat arkadaşları ile oluşturdukları bir tiyatro grubunun sahnelediği ve uyuşturucunun kötülüğünü anlatan oyuna aitti. Kendisi o oyunda uyuşturucu müptelası bir kadını canlandırmış, çok da başarılı olmuştu. Şimdi o tiyatrodaki görüntüyle vuruluyordu.

O gün sandıklar açıldığında, seçimi, üç dönem başkanlık yapan partinin adayı kazandı.