Seferihisar Emlak

Seçim öncesi tartışmalar yoğunlaştı….

Ankara’da Melih Gökçek’in Mansur Yavaş aleyhine yaptığı çıkışlar, İstanbul’da da Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu arasında sıklet farkı olup olmadığı tartışılıyor.

İzmir’de estirilen, Nihat Zeybekci’nin kentin yabancısı olduğu, Tunç Soyer’in de ülkücüler ve devrimciler hakkında iddianame düzenleyen bir savcının oğlu olduğu yönündeki ilkel rüzgarlar biraz olsun dindi. Konuşmaların özünü İzmir’e yapılacak hizmetler ve projeler almaya başladı… Aslında olması gereken de buydu.

Neyse ben partileri ve adayların açıklamalarını bir yana bırakıp İzmir’e ortadan bakmak istiyorum.

ÇOCUKLUK AŞKIMIZ

İzmir aşkımız çocukluğumuzda başladı.

İzmir’e 200 kilometre uzaklıktaki Demirci’de dünyaya gelmişim. İlk ve ortaöğretim yıllarım orada geçti. Yılda bir iki kez İzmir’e gelen anne babamdan dönüşlerinde tek beklentim çıtır İzmir gevreği idi… O, yanık susam kokusu bizi o kadar mutlu ederdi ki anlatamam… Gençlik yıllarımızda fuardaki Demirperde ülkelerinin pavyonlarını gezerken gördüğümüz kocaman iş makineleri bizi adeta büyülerdi.

Denizle tanışmamız Pina plajında oldu… Bir yıl boyunca engin maviliğin hayalini kurar, her yaz mutlaka İzmir’i ziyaret eder, Pina’da mavi suyla kucaklaşırdık… İzmir müthiş bir şehirdi… Gürçeşme, Varyant yokuşlarından öksürerek ilerleyen belediye otobüslerini hınca hınç dolduran yolculardan hayat pahalılığı, işsizlik şikayetleri duymazdık… Tek tartışma, bilet kesen görevli ile yolcular arasındaki bütün para, bozuk para üzerine olurdu… Bir de ara duraklardan binen kontrolörlerin biletsiz yolcu yakalamalarında kopardı kıyamet… Konak’tan kalkan minibüslerin sürücüleri, otobüslerden önce yolcu kapmak için sonuna kadar gaza basardı.

Ne Burhan Özfatura ne rahmetli başkanlar İhsan Alyanak ve Ahmet Piriştina dönemlerinde İzmir’in güzelliği bozulmadı. Hızla alınan göç bile gecekondulaşma dışında İzmir’in özünü değiştiremedi, İzmir’de yaşayan herkes kendini İzmirli kabul etti.

Ben de 15 yılı aralıklı 20 yılı yerleşik olmak üzere 35 yıldır İzmirliyim… KAMU YARARI YOK Her fırsatta belirttiğim gibi gençlik yıllarım dışında 35 yılı aşkın süredir herhangi bir siyasi görüşle, partiyle bağım, üyeliğim yok… Hiçbir partinin de destekçisi veya düşmanı değilim… Bunu neden tekrar vurgulamak istedim?.. Son 15 yılın İzmir belediyeciliğine eleştirel yaklaşacağım da ondan… Yirmi yıl önce taşındığım Bayraklı Cengizhan’daki yüksek binalarda 13 yıl kiracı olarak oturdum. Çankaya’daki işime de buradan belediye otobüsü ile gittim geldim. 13 koca yılda 162 ve 502 hatların geçtiği güzergahta hiçbir belediye hizmeti görmedim. Belki uzak yakın gözlüğü kullandığımdan belki de bakar kör olduğumdandır… Sonra Basın Sitesi’ne taşındım… Yedi yıldır orada ikamet ediyorum… Bulunduğumuz sokakta da yedi yıldır belediye hizmeti ile karşılaşmadım… Ne bir kürek asfalt atana, ne otopark konusunda bir çözüm üretene rastladım.

İsmet Yorgancılar Polikliniği önündeki kavşak, özellikle sabah ve akşam saatlerinde vızır vızır servis araçlarıyla dolarken ‘Burada döner veya sinyalizasyon gerekir’ diye düşünene rastlamadım.

GİDERAYAK BİR DARBE DAHA

Ama halk için kılını kıpırdatmayanlar, bir anda birileri için İzmir’in kalbine hançeri sapladılar. Hani şu Bayraklı’daki muhteşim Körfez manzaralı alandan söz ediyorum… Osman Kibarların, İhsan Alyanakların,  Burhan Özfaturaların, Ahmet Piriştinaların üzerine titrediği o muhteşem alan, Büyük Başkan Aziz Kocaoğlu döneminde birden bire hançer mimariye açıldı… Üstelik birbirine demediğini bırakmayan CHP ve AK Partililerin iş birliği ile… İşin kaymağı iki tarafa da yaradı elbette… Bu tür mimariye karşı mıyım? Evet karşıyım… Aynen hibrit tohum, GDO’lu yem olayında olduğu gibi ön yargılıyım, takıntılıyım… Ben hizmette önce kamu yararını düşünürüm… Söyleyin Allah aşkına o devasa binaların halka, kamuya ne yararı var?… Trafiği ve altyapıyı daha fazla zorlamaktan, nefes alınacak alanları daha fazla daraltmaktan ve İzmir’in siluetini bozmaktan başka… Onlar yetmedi, şimdi de Pasaport gibi İzmir’in en hayati yerine 45 katlı ve 250 metre yüksekliğinde bir hançer daha sokuluyor… Üstelik giderayak… Şimdi ben eski İzmir’i özlemeyip de bu rant lobisine alkış mı tutayım?…