Seferihisar Emlak

Seferihisarlı yönetmen Çağan Irmak’ın ‘Yalınayak’; benim ‘Kara Çocuk’’ olarak adlandırdığım Mustafa Karabulut kardeşim, bir ayı aşkın süredir sağlık sorunları ile uğraşıyor…

Eklem ağrıları nedeniyle kaldırıldığı Urla Kemik Hastanesi’nde ‘vücut enfeksiyonu’ teşhisi konuldu. Ancak burada sağlıklı bir tedavi uygulanamaması nedeniyle, süreç, Yeşilyurt Devlet Hastanesi Enfeksiyon Servisi’ne taşındı. Burada yapılan muayenede; ‘’Sağ bacakta damar tıkanıklığı var. Enfeksiyon da bundan kaynaklanıyor’’ tespiti ile yeni bir aşamaya geçildi. Enfeksiyonu dağıtmak için de yoğun antibiyotik tedavisine başlandı.

Ardından bacaktaki tıkalı damara by-pass ameliyatı yapılacaktı… Ancak yoğun antibiyotik tedavisi sırasında böbrekler harap olmuştu… Ameliyata alınırken hekimlerin, ‘’Çok kritik bir operasyona giriyoruz. Her şeye hazırlıklı olun’’ açıklaması, başta Mustafa kardeşimin hayat arkadaşı Fatma Karabulut,  çocukları İnanç-Yasemin ve Fatih ile büyük torunu Ekin olmak üzere hepimizde büyük paniğe yol açtı… Küçük torun Başak her şeyden habersiz olmasına rağmen etrafında oluşan gözyaşı selinden etkilenerek feryat ediyor, hastane koridorlarını inletiyordu.

ÜZÜNTÜNÜN YERİNİ SEVİNÇ ALDI

Saatlerce süren operasyonun ardından yapılan, ‘’Ameliyat çok başarılı geçti… İki gün yoğun bakımda tutacağız. Siz evlerinize gidebilirsiniz’’ açıklaması ile hüznün yerini büyük bir sevinç dalgası aldı… Temiz çıkan patolojik tahlillerin ardından da kontrollü ev istirahatı uygun görüldü… Günden güne iyileşiyordu ama sağ ayak parmaklarında beklenen hareket yoktu… Önce Seferihisar’daki, ardından da Dokuz Eylül Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ndeki doktorlar, ‘’Gidişat iyi değil. Sağ ayak parmakları, hatta sağ bacak kesilebilir. Kendinizi buna göre hazırlayın’’ dediler… Hepimizin üzerine yeniden kara bulutlar çöktü… Neyse ki Prof. Özalp Karabay’ın müdahalesi ile yoğun ilaç tedavisi başladı… Tedavinin üçüncü gününden itibaren de sağ ayak parmaklarında sıcaklık ve hareketlenme oluştu… İyi bir sürece girildiğini ifade eden Prof. Özalp Karabay’ın ‘’Ayak kesilmesi riski yüzde 90 atlatıldı… İnşallah yüzde 10’u da aşacağız’’ açıklaması ile zor günler büyük ölçüde geride kaldı…

MUSTAFA KARABULUT İLE DOSTLUĞUMUZ

Kişi olarak ‘zor’ ve ‘mükemmeliyetçi’ bir yapım olmasına rağmen, olaylara, ‘Takma kafana, olur gider’ anlayışıyla yaklaşan ve her şartta sakinliğini koruyan Mustafa Karabulut ile dostluğumuzun 30 yıldır sürmesi, çok sayıda ortak arkadaşımızı şaşırtmıştır… Bu şaşkınlık; ‘’Bu kadar iyi nasıl anlaşıyorsunuz’’ sorusu ile defalarca yüzümüze de söylenmiştir.

Söyleyeyim;

İkimiz de kendimizden önce toplumu düşünürüz… Toplumun çıkarı, kendi çıkarımızın önünde gelir.

İkimiz de işimizi iyi yaparız… Özellikle gazetecilikte iddialıyızdır.

Siyasetle işimiz gazetecilik ile sınırlıdır. Kendimizi partiler üstü olarak tanımlarız. Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını, laik düzeni, Atatürk ve ilkelerini ise her koşulda sınırsız savunuruz.

Hiçbir zaman birbirimizden menfaat beklentimiz olmamıştır, bundan sonra da olmaz.

İkimiz de vefalı ve fedakarızdır… Hayata veda eden arkadaşlarımız, bizim için sadece birer kayıp değil, yüreğimizden kopup giden parçalardır… Onların geride kalan eşlerini, çocuklarını birer emanet olarak görür, daima sahip çıkarız.

Tek ayrıldığımız nokta; benim, dostluğa ihaneti ve sahtekarlığı asla affetmememdir.  Dost görünen hainlerin üzerini hemen çizerim, bir daha da yüzlerine bakmam.

Karabulut, bu konuda daha hoş görülüdür… ‘’Boş ver… Takma kafana… Büyüklük sende kalsın’’ der ama benim tavrım değişmez…

Her ikimiz de şunu çok iyi biliriz ki bugüne kadar çok sayıda yakınımızı, dostumuzu, arkadaşımız toprağa verdik…

Elbet bir gün sıra bize de gelecek. ‘O halde yaşadığımız süreçte dostlukların, dostlarımızın değerini iyi bilelim’ düşüncesini taşır ona göre hareket ederiz…

O yüzden daima iyi anlaşırız.

Çok iyi biliyorum ki siz de dostlarınızın kıymetini biliyorsunuz.  Ama bu konuda ölçü tanımayın, kıymetlerini daha çok bilin…

Giden gelmiyor çünkü…