Seferihisar Emlak

Pek çok konuda ‘Çocukluk yıllarımız şöyleydi, böyleydi’’ diye konuşuruz… Bu, sadece dünyadan, sorunlardan, sorumluluklardan ırak bir döneme duyulan özlemi değil, o dönemin yaşam şekline de bir hasreti dile getirir aslında…

Dayım Demirci’de semerciydi…

Cırtco, ayakkabı tamircisi; Uncu Kadir, adı üstünde un satıcısı… İşlerin durgun olduğu zamanlarda Han Kahvesi’ne gider, domino oynarlardı… Dükkanlarının önüne konulan bir sandalye, ‘’İş yeri sahibi şu anda mekanında değil’’ anlamına gelirdi. Hırsız, soyguncu, it, uğursuz korkusu yaşanmazdı.

Para pul konusunda da kanaatkarlardı… Eşek sahibinin parası yoksa nalbanta veya semerciye olan borcunu bir sonraki pazar öderdi… Pazarlık da olmazdı pek.. İstenen rakamlar pazarlığı gerektirmeyen küçük miktarlardı… Müşterinin uzattığı para, ‘’Bereket versin’’ denilerek çekmeceye konulurdu.

KİRAZ’DA O GÜNLERİ HATIRLADIM

Eylül ayının son haftasında Kiraz’da idim.. Küçük Menderes havzasının uç noktasındaki küçük ilçede… İşim de yoktu, trafik vizesinde hafif kusur olarak belirtilen park lambalarını değiştirmek için sanayiye gittim.

Elektrikçi ustası elindeki işi bırakıp birkaç dakikada ön lambadaki her iki park lambasını da değiştirdi. Niyetim 20 lira vermekti ama ne olur olmaz diye cüzdandan 30 lira çıkardım…. Yani bir yeşil biri kırmızı iki kağıt para… İşini bitiren ustaya emeğinin hakkını yeşil yirmilik olarak uzatacaktım ama o benden önce davrandı. Elimdeki kırmızı banknotu yani 10 lirayı aldı… ‘’Bu kadar yeter, bereket versin… Haydi hayırlı yolculuklar’’ dedi.

Bahçemizdeki yüksek ağaçlara tırmanmak için kullandığımız 6 metrelik iki parça alüminyum merdivenin alt çengeli kırılmıştı… Hırdavatçılarda parçayı bulamayınca yine sanayinin yolunu tuttum… Demir, profil işleri yapan bir usta, parçanın aynısını lama demirden yaptı… Üstelik iki adet…

Ona da yeşil yirmilik uzattım. ‘’Amca bozuk yok muydu’’ deyince cüzdanıma baktım, 10 lira vardı, onu uzattım… ‘’Bereket versin amca… Bu kadar yeterli, ne yaptık ki…’’ dedi.

Akşam yakın arkadaşlarla bir restorana oturduk… Ortaya yanımızda götürdüğümüz et, dört beş tabak soğuk meze ve 70’lik rakı geldi…

Ardından büyükçe bir meyve tabağı… Masadan kalkarken hesabı ödeyen ev sahibi kardeşim adisyonla birlikte 300 lira bıraktı, üstü kalsın’’ dedi… 70’lik rakının fiyatını bilmediğim için hesabı kafamda oturtamadım…

SEFERİHİSAR KIYASLAMASI

Kiraz’da bu makul hesaplarla karşılaşınca ister istemez Seferihisar’ı ve Sığacık’ı düşündüm… Hanımla birlikte Sığacık’ta içtiğimiz iki kahveye 18 lira ödemiştik…

O çirkinliği ve Karabulut’un iki misafiriyle yediği balıklı rakılı akşam yemeğine 1100 lira hesap ödeyince seferihisar.com sütunlarına yansıyan isyanını hatırladım.

Sonra da kendi kendime sordum…

Sahilde karın doyurmak için devasa rakamlar ödemenin, bir fincan kahve keyfine 9 lira vermenin bedeli, denize beş metre yakın olmak mıdır…

Sahil kasabasında işletme açmak, bin yıllık ahi kültürünü yok edip soyguncu esnaf olmak için yeterli sebep midir?…

Bu sorulara balık hafızamla bir cevap bulamadım, bilmem siz bulabilir misiniz.

Son Güncelleme : 04 Ekim 2019 15:48