Seferihisar Emlak

Yaşanmış bir olayı, tarihe not düşmek için Yeni Haber Gazetesi adına İnanç Karabulut kaleme aldı…

Sisamlı balıkçı Pavlakis, 1951 yılının sıcak temmuz gününde, hayatının sonuna kadar unutamayacağı bir güne uyandığını bilmiyordu… Eşiyle kahvaltı yaptıktan sonra havayı kontrol etti. Hafif sert lodos, haliyle tecrübeli balıkçı Pavlakis’i korkutmadı. Eşiyle vedalaştı ve ekmeğini denizden çıkarmak için, teknesinin yanına Karlovassi’ye doğru yola koyuldu…

Yol boyunca karşılaştığı arkadaşlarıyla, akrabalarıyla sohbet ederek, ağırdan ala ala teknesine ulaştı… Evden hazırladığı çıkınıyla birlikte teknesine bindi, kollara kuvvet küreği çekmeye başladı.

Pavlakis

Hava sertleşmeye devam etti ama Pavlakis çok da umursamadı. “Azgın deniz bereketli olur” der balıkçılar. Gün de bereketli geçiyordu ki, rüzgâr iyice etkisini arttırınca dönmeye karar verdi Sisamlı balıkçı. Küreklerini denize güçlü vurmasına rağmen milim milim gidiyordu. Rüzgâr dakikalar içinde fırtınaya dönmüştü… Pavlakis, dalgalarla boğuşurken saniyelik boşlukta kürekleri denizi boylayıverdi. Olabileceğin en kötüsü oluyordu. Denize atlasa dert, atlamasa dert. Fırtınada teknenin üstünde kalakaldı.

Çığlıkları, bağırışları ne duyan vardı, ne işiten…

Tekne açığa doğru ceviz kabuğu gibi yol alıyordu. Pavlakis şöyle bir çıkınına bir de karaya baktı. Dünya başına yıkılmış gibiydi. Dua ederek azgın dalgaların içinde bir geceyi geçirdi.

Sabah gün ağardığında bir kıyı gördü ama artık hayatının bambaşka bir yere aktığını da hissediyordu genç balıkçı. Öğlene doğru tekne kıyıya vurdu. Çıktığı yer Seferihisar Doğanbey Sakız Ağacı bölgesiydi. Bitkin bir şekilde derdini orada olanlara anlatmaya çalışırken dakikalar içinde Jandarma geldi.

1950’li yıllar Yunanistanla yaşadığımız Kıbrıs sorununun en ateşli dönemleri… Jandarma da olaya kuşkuyla bakıyor. İlk soru Pavlakis’in hiç çalışmadığı yerden gelir…

Ajan mısın sen?

Pavlakis soruyu anlamaz ama bakışlardan problemin büyük olduğunu anlar… Genç balıkçı biraz hırpalandıktan sonra kendini Seferihisar Cezaevi’nde bulur.

Seferihisar Cezaevi, bugün meydandaki park ve yıkılan Belediye Pasajı’nın olduğu yerde. Pavlakis’in mapus arkadaşlarına da haber tez ulaşır. Seferihisar Cezaevi’ne ajan gelmiştir… İkinci hoş geldin sopası da orada yenmiştir bile…

Dün evden çıktığı anı hatırlayan balıkçı 36 saatte içinde bulunduğu duruma inanamaz. Denizin karşı tarafında ise feryat figan herkes balıkçıyı aramaktadır…

Seferihisar’ın bıçkınlarından Deli Hüsen de bilmem kaçıncı vukuatı nedeniyle cezaevine 2 yıllık cezasını çekmek için yeni girmiştir. (Turan Ailesi’nin eniştesi Hüseyin Ertaş)

Deli Hüsen

Deli Hüsen, balıkçının yanına tespihini çeke çeke yanaşıp işin aslını öğrenmek ister. Rumca, tarzanca biraz da Türkçe’yle durumu anlatır balıkçı… Cezaevinin gediklisi, saygın tutuklu Deli Hüsen Pavlakis’i sevmiştir. Genç balıkçıyı koruma altına alır.

Birinci haftanın sonunda, denizin diğer ucunda ise artık Pavlakis’ten umut kesilmiştir.

Günler birbirini kovalar, Pavlakis büyük bir belirsizlik içinde mahkemeyi beklerken Deli Hüsen, gelen bir ziyaretçisine durumu anlatır. İzmir’deki Yunan Konsolosluğu’na gidip haber vermesini ister.

Deli Hüsen, Pavlakis’e yaptığı iyiliği çat pat Rumca’yla karışık tarzancayla anlatır. Üç gün geçmeden, Pavlakis’e bir ziyaretçi gelmiştir. Heyecanla görüşme yerine çıkınca iyi giyimli bir beyin kendisini beklediğini görür. Beyefendi kendini tanıtır… Yunan Konsolosluğu adına çalışan avukat olduğunu, kısa sürede kendisini çıkaracağını, memleketine döneceğini duyunca Pavlakis sevinçten çılgına döner. Bir taraftan da Sisam’daki aileye haber verilir… Yaşadığından umut kesilen Pavlakis’ten gelen haber Sisam’ı bayram yerine çevirir.

Araya uluslararası bürokrasi de girince bizim Pavlakis beş haftalık bekleyişin ardından iki günde mahkemeye çıkar, sınırdışı kararı aynı mahkemede alınır.

Pavlakis cezaevine döndüğünde ilk yaptığı, Deli Hüsen’in boynuna sarılmak olur. Cüzdanından çıkardığı fotoğrafının arkasına kendisinin ve yakınlarının isimlerini ve adresini yazar (Pavlakis Efthimiu, Vassiliou Karagiorgis, Loukas Theodorou
Vathi Samou)
Belki bugünlerde değil ama birgün herşey normalleştiğinde adada kendisini ağırlamak istediğini söyler. Cezaevindeki hırpalayanlarla da helalleştikten sonra gelen heyete teslim edilir.

Pavlakis’in bıraktığı not

Genç balıkçı, adanın diğer tarafında aynı gün yöresel oyunlarla, dualarla karşılanır. Deli Hüsen, “belki bir gün” der… Ama o bir gün hiç gelmez… Deli Hüsen, cezaevinden çıktıktan sonra yaşadığı bir husumetten dolayı, Seferihisar çarşısı içinde uğradığı bıçaklı saldırıda hayata gözlerini yumar.

(Gerçek ve yaşanmış bir hikayedir)

(Görsellerin orjinali Seferihisarlı öğretmen Turan ailesinin torunlarından olan Olcay Malkaya’dan alınmıştır)