Seferihisar Emlak

2. Dünya Savaşı’nın ortalarında Seferihisar bir insanlık dramına tanık oldu. Topraklarımızda yaşanmış en büyük trajedilerden birini Yeni Haber adına İnanç Karabulut kaleme aldı.

“İnsanı” yeryüzüne sığdıramayıp, denizlerin derinliklerine uğurlamanın adıdır mültecilik…!

Doğup büyüdüğümüz, aidiyet hissettiğimiz toprakları terketmek ne kadar kolay? Mültecilerle ne kadar empati kurabiliyoruz? 

Geçtiğimiz aylarda Midilli adasında, içinde 6-10 yaş arası çocukların ve kadınların da olduğu Suriyelilerin bulunduğu mülteci botunun karaya çıkmaması için sahile akın eden sağ görüşlü grubu hatırlarsınız…  Oysa ki bundan 78 yıl önce, mültecilere insanlık dışı bu tepkiyi gösteren kişilerin ataları savaştan kaçıp Suriye Halep’e ulaşmaya çalışırken korkunç bir deniz kazasında Seferihisar’da yaşamlarını yitirmişti… 

SEFERİHİSAR’DA YAŞANMIŞ EN BÜYÜK DENİZ KAZASI

İsmet İnönü’nün dahiyane politikasıyla 2. Dünya Savaşı’na Türkiye katılmamıştı… Hatta tarihe geçen bir söz o dönemin en iyi özetidir: Savaşın sonlarına doğru İnönü yolda ilerlerken bir kız çocuğu korumalardan sıyrılıp haykırmaya başlar:

– Bizi ekmeksiz bıraktın!

İnönü’nün verdiği cevap tarihe geçer:

– Ama babasız bırakmadım.

1942’de savaştan ve Hitler’in zulmünden kaçmak için onbinlerce Yunanistan vatandaşı deniz yolculuğuyla savaşsız topraklara; Türkiye ve Ortadoğu’daki mülteci kamplarına sığındı. Türkiye Cumhuriyeti, yardım isteyen bu insanlara kayıtsız kalmadı ve kucak açtı. Alman ve İtalyan orduları Yunanistan’ı işgal ederken acıyla, çileyle dolu bu yolculuklar birçok trajediye de yol açtı.

UMUT YOLCULUĞU SEFERİHİSAR’DA BİTTİ

Takvimler 4 Nisan 1942’yi gösterirken, Kaptan Gürbüz Akyürek idaresindeki Ender adlı Türk gemisi, Sakız Adası’ndan aldığı 235 mülteciyle “vira Bismillah” deyip yola koyuldu…

Sonraki liman Sisam olarak planlanmıştı. Vathi limanından da göçmenler alınacak, İskenderun limanına kadar durmadan devam edilecekti. İskenderun’dan sonra karayoluyla Yunanlı mültecilerin sığınma yeri olan Suriye Halep’e zorlu bir karayolculuğundan sonra mülteci kampına dördüncü günün sonunda varılması planlanıyordu…

Yolculuk planlaması çok gizli tutuluyor, üst düzey güvenlik protokolüyle seyirler yapılıyordu… Güvenlik önlemlerinden biri de, İtalyan ve Alman donanmasının saldırısına karşı kıyı seyri yapmaktı… Gemi olabildiğince karaya yakın seyrediyordu.

Gürbüz Akyürek, ömrünü denizlerde geçirmiş tecrübeli ve başarılı bir kaptandı. Mürettabatından biri de öz oğluydu.

Seyirin ilk saatleri rutin geçti… Güvenlik protokolü gereği, Sığacık Körfezi’ni geçmeye yakın 10 derece daha iskele yaparak kıyı seyrine devam edildi. Gemi Killik Burnu’nu geçeli 5 dakika olmuştu.

Yaklaşık 1 mil ötedeki karada ise, doğanın uyanmasıyla birlikte Seferihisarlıların vazgeçilmezi olan çadır günleri yavaş yavaş başlamıştı. Erkenci olan 3-4 aile düzeni kurmuştu bile.

Ender Gemisi ise, felaketine doğru son metreleri de geçti… Akarca’da bulunan Çiçek Adası’nı iskele kıç omuzlukta bıraktığı anda kıyamet gibi bir gürültüyle ayakta bulunan herkes 1-2 metre öne doğru kapaklandı.

Karada bulunan aileler gürültüyle birlikte çadırlardan, barakalardan çıkarak olan biteni anlamaya çalışıyordu. O gece Seferihisar tarihinin en büyük insanlık dramına şahit olacaklarını nerden bilebilirlerdi…

Gemi, Çiçek adasının arkasındaki topuğa vurarak büyük bir darbe aldı. Birçok kişi güverteye bile çıkamadan dakikalar içinde gemi Seferihisar’ın soğuk sularına gömüldü.

Suyun üstünde kalan kurbanların bir kısmı yüzme bile bilmiyordu… Çığlıklar sessiz Akarca’yı inletti! Akarca koyunda adeta bir can pazarı oluşmuştu. Kaptanın oğlu, üç çocuğu yakındaki adaya çıkarmayı başardı… Ama babasına yetişemedi. Kaptan Gürbüz Akyürek, köşkünden çıkamamıştı bile… Zaten kaptanlar gemiyi en son terk etmez miydi?

Karadakilerin de yardımıyla 26 mülteci Akarca’ya çıkartıldı. Gün ağardığında acı bilanço ortaya çıktı… 209 Yunanistan uyruklu mülteci ve Kaptan Gürbüz Akyürek boğularak yaşamını yitirdi… 3 Türk tayfa ve 26 Yunanlı mülteci kazadan sağ kurtuldu.

Gemi o kadar hızlı batmıştı ki; kurbanların büyük kısmı içerde sıkışmış, çıkamamıştı… Sahile vuran cesetler savcılık gözetiminde tutanak tutularak tabutlara konurken, acı haber tez duyulmuş, herkes Akarca’ya akın etmişti.

Anaannem rahmetli Sevim Güney o günleri anlatırken sesi titrer, gördüklerini hiçbir zaman unutamayacağını anlatırdı…

GEÇMİŞ VE BUGÜN

BBC kanalı, Halep’te kalıp evine sağsalim dönen geçmişin Yunan mültecileriyle geçtiğimiz aylarda röportaj yaptı. Röportajda Halep’te kalan eski mülteci Maria Chroni, “Aynı geçmişteki gibi. En zoru da çocukların gelişine tanıklık etmek” diyor. Bir başka mülteci Eleni ise Yunan mültecilerin evlerine ve normal yaşamlarına dönmeyi başardığına dikkat çekiyor. Ancak Yunanistan’ın yeni mültecilerinin yakın gelecekte bunu yapabileceklerinden emin değil. Eleni ve Maria bugün yerlerinden olan mültecilere duygusal bir yakınlık hissediyor. Peki bizim neslimiz aynı empatiyi yapabiliyor mu? Yorum sizin…

Mülteci olmak bir tercih değil, zorunluluktur!

 

Kaynaklar:

Sözlü tarih: Kadri Malkaya – Sevim Güney – Olcay Malkaya

Evine dönen Yunan mültecileriyle röportaj: BBC

Yazılı kaynak: TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ II. Dünya Savaşı Yıllarında Anadolu Sahillerine Sığınan Yunanlı Sivil* Mülteciler Makalesi – Serdar Sarısır