Seferihisar Emlak

ASYA YAŞARİKİZ / YENİ HABER – Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 2. Maddesi: “Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan, öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma, ve korunma hakları vardır.”

Uzun süredir tartışmalara neden olan Hayvan Hakları Yasası Meclis’te. Adalet ve Kalkınma Partili milletvekillerin hazırladığı Hayvanları Koruma Kanunu ile Türk Ceza Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile ilgili bazı detaylar ortaya çıktı. Buna göre Pet-Shop’larda kedi köpek satışı katalog üzerinden belirlenerek gerçekleşecek ve diğer hayvanların satışı yapılmaya devam edecek. Kara ve su sirkleri ve Yunus Parkları, hayvanlar yaşam döngüsünü tamamlayana kadar açık kalacak, yenileri açılmayacak. Hayvanat bahçeleri ‘Doğal Yaşam Parkları’ adı altında devam edecek, yenileri açılabilecek. Moda sektöründe kürk kullanımı alım satımı, kürk hayvanı yetiştiriciliği yine serbest olacak. Av ve av turizmi devam edecek. Deney hayvanları, fayton atları, yük hayvanları, yaban hayvanları, üretimde kullanılan hayvanlar, sahipsiz ya da barınaklardaki yasaklı köpekler ve diğer tüm tür hayvanlar ‘can’ olarak değil ‘mal’ olarak görülmeye devam edecek.

ELEŞTİRİLER ORTAK

Konu ile ilgili Yeni Haber’e konuşan İzmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu’ndan avukat Tuğçe Berber, hak ihlallerine geçit vermeyen bir yasanın çıkmasının şu an için mümkün görünmediğini düşünüyor.

Seferihisar Doğa ve Hayvan Dostları Derneği (SEHAYDER) Yönetim Kurulu (YK) Başkanı Fevziye Kanat Özkan ise yasanın sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin alınmadan masa başında yapılamayacağını inanıyor.

Sözlerine “Hayvan hakları mücadelesi, tüm hayvanların doğuştan gelen haklara sahip, duyguları olan, hissedebilen bireyler olduğunu kabul etmektir. Dünyayı paylaştığımız bu bireylerin konu olduğu acı, eziyet, sömürü üzerine kurulu türcülük sistemini tamamen reddetmektir. Bu mücadeleyi sadece kedi ve köpeğe indirgemek, ‘insan hakları mücadelesi sadece belli bir kökene ait insanların mücadelesidir.’ demekle aynı anlama gelir.” ifadeleri ile başlayan Berber, insanların hayvanları her anlamda kullanırken uymak zorunda olduğu kuralları düzenleyen, refahçı ve türcü ibarelerle dolu yasalar değişmediği sürece hayvanların doğuştan var olan haklarını yasal düzlemde kazanamayacaklarını düşünüyor.

SIR GİBİ SAKLANAN TASLAK

SEYHAYDER YK Başkanı Özkan ise, evcil ya da yaban tüm hayvanların haklarının korunduğu, onların bir mal değil can kabul edildiği bir yasanın çıkması gerektiğini düşünüyor. 11 Mart’ta Adalet ve Kalkınma Partisi Milletvekili Özlem Zengin ile sivil toplum kuruluşlarının buluşmasında yaşanan sorunlara değinen Özkan, yasa taslağının ‘bir sır gibi’ saklanmasına şu sözlerle tepki gösterdi; “Taslak sunulmadı, sadece olacaklardan bahsedildi. Madem görüş almak için sivil toplum temsilcilerini çağırıyorsunuz peki neden taslağı açıklamıyorsunuz? Sır gibi saklıyorsunuz. Bu yasa masa başında sivil toplumun görüşü alınmadan yapılamaz. Samimiyet bunun neresinde? Sokağın, barınağın gerçeklerini bilmeyenler, masa başında hayvan düşmanı bürokratların hazırladığı yasa tasarısını kabul etmeyeceğiz.”

Avukat Berber 11 Mart’ta Meclis’te yapılan buluşmaya giden avukatlardan biri. Berber, Meclis’ten umutlarının azalarak dönüşlerini şu sözlerle açıklıyor; “Yıllardır süregelen bir mücadelede, atılan en önemli adımlardan biri olacağı ümidiyle gittiğimiz Meclis’ten, 5 adım attıysak 3 adım geri gelindiğini görerek çıktık. Herhangi bir tasarı görememiş olmakla birlikte toplantıda alınan sonuçlardan sonra insanlığın çıkarcı yaklaşımlarının kirletemeyeceği, hak ihlallerine geçit vermeyen bir yasanın çıkması şu an için mümkün görünmüyor diyebilirim.”

‘MAL’ TANIMI DEVAM EDİYOR

Meclis’teki atmosferden sadece sokakta yaşayan hayvanlara ilişkin düzenlemeler içeren bir yasa çıkacağını düşünen Berber, hayvan bahçelerinin isminin doğal yaşam parkı olarak değiştirilmesini, hayvan ticareti, yunus parkları, avcılık, ve hayvan deneylerinin yine var olmaya devam etmesiyle ilgili “Bunlar varlığını sürdürdükçe hayvanları istediğimiz kadar can diye tanımlayalım, mal olarak görülmeye devam edecekler.” diyor.

Özkan da “Hayvan satışı, hayvan bahçeleri, yunus parkları uygulamaları devam ederken bu hayvanları korumama yasası olur.” ifadeleri ile Berber’in görüşüne katılıyor.

ALT SINIR CEZA SORUNU

Yasa ile ilgili sorunlardan biri de ceza altı sınırı konusu. Alt sınırın 3 yıl olması taleplerinin Meclis’te ‘orantılı olmadığı’ yönünde bir söylemle kabul görmediğini söyleyen Berber, hapis cezasının yasaya yanlızca sembolik olarak eklendiğini düşünerek “Alt sınırın 3 yıl olması yönündeki taleplerimize karşılık bize belirtildiği şekilde 6 aylık bir alt sınır düzenlenirse, erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi uygulamalar ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da yer alan infaz hükümleri uyarınca faillerin fiilen hapse girmesi de mümkün olmayacak.” diyor.

Özkan da ceza alt sınırının en az 3 yıl hapis cezası olması gerektiğini düşünerek 17 günlük kapanma sürecinde yaşadığı bir olayı anlatıyor; “Bayraklı’da depremde zarar gören binada bir erkeğin bir köpeğe istismarda bulundu ortaya çıktı ve erkek karakola götürüldü. Erkeğe sokağa çıkma yasağında sokağa çıktığı için 3 bin lira, maske takmadığı için 900 lira, köpeğe zulüm ettiği için bin 400 lira ceza kesildi. Sokağa çıkması köpeği istismar etmesindense daha büyük bir suç sayılıyor. İnanılır gibi değil.”

Berber, hayvana yönelik bir suç hakkında, soruşturma açılması için savcılıkların yalnızca suç üstü hallerde görevli olabileceğine, bu gibi haller dışında Tarım Orman Bakanlığı’nın değerlendirilmesine göre hareket edileceğine ilişkin beyanlarda bulunulmasının endişe verici olduğunu düşünüyor. Berber “Bir fiil kanunda suç olarak düzenlenecek ve hapis cezası yaptırımı uygulanacak ise şikayet mercii doğrudan savcılıklar olmadığı sürece şikayet hakkı, hak arama özgürlüğü, adil yargılanma gibi anayasal haklar yerle bir edilmiş sayılacaktır. Ortada kanunla tanımlanan bir suç ve hapis cezası gibi bir yaptırım varken ilk şikayet merciinin tarım orman müdürlükleri olarak kabul edilmesi, hem şikayetçinin, hem şüphelinin adil yargılanma hakkının (Anayasa’nın 36.maddesinin) ihlal edilmesinin yolunu açmaktadır. Bu gibi uygulamaların tek bahanesi ise yargı yükünün halihazırda fazla fazla olması. Şunu sormak gerek; bir hakkın korunamamasının bahanesi olarak yargı yükünün fazla olduğunu söylemek ne tür bir çelişkidir?” diye soruyor?

YEREL YÖNETİM ‘SORUNU’

Tek istediklerinin evcil ya da yaban, tüm hayvanların haklarını koruyan bir yasanın yürürlüğe girmesi olduğunun altını çizen Özkan, yerel yönetimleri şu sözlerle eleştiriyor; “Belediyelerin ceza kapsamına alınmasını istiyoruz. Bu mutlak şart. Bugüne kadar sokak hayvanlarının sorunlarının bu kadar büyümesinin yegane sebebi belediyelerdir. Belediyeler yasayı uygulamayıp yok saydılar. Bakım evlerini, rehabilitasyon merkezlerini kurmadılar, üremenin kontrol altına alınmasını ciddiye almadılar ve açıkçası bu konuda tembellik yaptılar. Israrla vurgulayan STK’ları da dışladılar. 2014’te çıkan yasa devrim gibiydi, uygulanmış olsaydı bugün burada olmazdık. Hayvanlar dağlarda, açlıkla soğukla mücadele ediyor. Evcil hayvanın dağda, ormanda ne işi var.” Beslenme noktalarının yerel yönetimlerce belirlenmesine tepki gösteren Özkan “Yasaya göre beslenme noktalarının belediyelerce belirlenmesi facia bir durum. Hayvanların yaşam alanı yaşadığı yerdir. Asla bunu yapmamalılar. Hayvanlar bizim mahalle sakinlerimizdir. Belediyelerin ya da muhtarlıkların gösterdikleri yerde beslenme yapılmasını kabul etmiyoruz. Türkiye’de kaç ilçe, kaç muhtarlık var? Hangisi bugüne kadar kediye köpeğe bir kap su vermiştir? Kimi kime emanet ediyorlar? Mahalledeki merhametli, vicdanlı insanlar varken bu konuyla ilgili çalışan STK’lar varken siz beslenme ve su odakları mevcut yasada varken bunu uygulamamışken nasıl hayvanı yaşadığı yerden ayıracaksınız. Belediyeleri koruyan yasa istemiyoruz.”diyor.

Sahipli sahipsiz hayvan ayrımının mutlaka kalkması gerektiğini düşünen Özkan, yasaklı ırk kavramının da ortadan kaldırılmamasını eleştiriyor.

NASIL OLMALI?

Peki gerçek bir Hayvan Hakları Yasası nasıl olmalı? Öncelikle hayvanların yaşam hakkının anayasal bir hak olarak düzenlenmesi gerektiğinin altını çizen Berber, gerçek bir Hayvan Hakları Yasası’nın tüm hayvanların yaşam hakkının korunmasını sağlayan, ihlali halinde caydırıcı yaptırımları içeren düzenlemelerden oluşması gerektiğini düşünüyor. “Bir hayvanın öldürülmesini suç olarak düzenlerken, bir hayvanın spor adı altında avlanmasına, başka bir hayvanın turizm geliri bahanesiyle esaret altında tutulmasına, bir diğerinin üzerinde deneyler yapılmasına izin vermemelidir.” diyen Berber, Hayvan Hakları Yasasının tüm hayvanları kapsaması gerektiğinin altını çiziyor.