Seferihisar Emlak

İTÜ Denizcilik Fakültesi emekli öğretim üyesi Kaptan Yücel Sügen, mermer sütuna kazınarak bugüne ulaşmış 2.500 yıllık bir davayı, TEOS’un bilinmeyenlerini Yeni Haber okuyucularıyla paylaşıyor.

Teos, günümüz Türkiye’sindeki 12 Antik İyonya kentinden biridir. Foça ile Teos kentler içinde denizcilikte ileri olan tüccar halkları barındırmıştır. Efes de çok görkemlidir ama Teos’ta üç taraf denizdir ve  antik çağda kentin yanından geçerek yarımadayı bölen bir kanal olması muhteşem bir güzellik katar. Bu yörede tersanelerde gemiler inşa edilir, onarılır ve bakımları yapılırdı. Ayrıca üzüm bağlarında şaraplık ürünler yetişirdi. Teos MÖ 5.çağda İyonya’yı köleleştiren Perslerden kaçarak kurtulan iki kentten biridir. Diğeri de Foça’dır. Bu olayın öyküsü “TEOS – Tanrıların Horoskopu” adlı romanımda anlatılmaktadır.

Teos halkı bir gece çoluk çocuk gemilerine binerek kuşatma altındaki şehri terk ederek Trakya bölgesine gitmişler ve orada ABDERA (bu gün Yunaistan’da Avdira )  kentinde yerleşmişlerdi. Bundan sonra Abdera’da Teos hukuk kuralları geçerli olmuştu. Kağıda veya parşömene yazılan yazıların ömrü sınırlıdır. Mermer sütun üzerinde kazılarak yazılan  kitabeler ise ölümsüzdür.

Teos'taki kanun yazıtlarından biri

Teos ve Abdera’da  bulunan mermer yazıtlar bize 2500 yıl önceki muhteşem adalet ve hukuk varlığını göstermekte ve tarihe ışık tutmaktadır. Özellikle Türkiye’de adaletin sorunlarının konuşulduğu bir zamanda yanı başımızdaki tarihi kayıtlar daha da önem kazanmaktadır. 2500 Yıl önce hangi davalara Sulh yargıcının hangi davalara Ceza yargıcının bakacağı, Ülkeye ihanetten soyguna, ırza geçmekten zinaya ve de çözümü zor anlaşmazlıklarda hakem heyetinin kullanılması gibi ince hukuk konularının  davalarda nasıl ele alındığı ve hangi hukuk kurallarının kullanıldığı kitabelerde ölmeyecek şekilde açıklanmıştır.  Bu konuda  daha fazla bilgi almak isteyenler  “An Inscription from Teos concerning Abdera – Maria Youni”  çalışmasını okuyabilirler.

Kanunların yazılı olduğu kitabelerden biri

Kanunların yazılı olduğu kitabelerden biri

 

Teos kanunları  açık ve net yazıldığı halde hayatın çok çeşitli kalıpları ve insan denen varlığın karmaşık yapısı yüzünden ortaya çözümü zor davaların çıkmasına engel olamamıştır. Aslında günümüzde olduğu gibi ilk celsede verilecek adaletli bir karar ile sonuçlanacak dava yıllarca sürmüş ve kent halkını ikiye bölmüştür.  Daha sonra insanların yozlaşmaları sonucu adalet alanında da  gerçekleri saptıran , dalavereler çeviren, yasaları  kendi amaçlarına göre yorumlayan, halka baskı uygulayan tiranlara ve çevrelerine yalakalık yapan   insanlar türemişti. Bunlara dava vekili deniyordu.  Bu yol para kazanmakta veya bir makama torpille gelmekte çok kazançlı göründüğünden çok sayıda işsiz ve güçsüz insan bu mesleğe yönelmiştir. Bu şarlatanlar mesleğinde usta hukukçuların yerlerini alarak zamanla toplumun yozlaşmasına ve şehir devletlerinin çökmelerine neden olmuştur. Adalet bozulunca toplumlar ayakta kalamaz.

Teos ve Abdera’da uygulanan hukuk kuralları kitabelerden araştırıldığında gerçekten günümüz uygarlığında bile mükemmel sayılacak özellikler göstermektedir. Yazıt 18.asırda bulunmuştur. Günümüzde adaleti temsilen adliyelerinin önünde yerleştirilen Adalet simgesi Themis heykeli  güzeldir ama Antik  Teos’ta ve Abdera’da  adliye önünde dikilen yazıt kadar etkileyici değildir. Antik çağda hakkını arayan kişinin yargıcın verdiği karara karşı yazıttaki kuralı hatırlatması imkanı vardır. Herkesin gözü önünde duran hukuk kuralı gözleri bağlı kadından daha etkilidir !

Adliye önünde kanunların sergilendikleri yapı

Adliye önünde kanunların sergilendikleri yapı

 

Kitabelerde yer alan kurallardan önemli bir kısmı hileli eylemlerle bağlantılı suçlardır. Günümüz adaletinde bile yorumlanması zor bir hukuk alanıdır. Yalancı ve düzmece şahitliğin en fazla zarar verdiği adalet uygulamasıdır. Bundan 2500 yıl önceki toplumu düşünürsek köleleştirme diye çok önemli bir sosyal kavram vardır. Bunlarda göze batan köleleştirme, mallarına el koymak ve ölüm cezaları çok ince hukuk düzeni ve anlayışı gerektirir. Benim hayatımda bile yargıçların çok saçma ve hukuka aykırı kararlar verdiklerini görmüş olmam adalete bakışın toplumlardaki önemini gösteriyor. Bir keresinde Finike mahkemesindeki hakim şirket borcundan dolayı benim tazminat ödememe karar vermek gibi tüm hukuk kurallarını çiğneyen karar vermişti. Bu yetmezmiş gibi Yargıtay tarafından hukuksuz karar onaylanmıştı. Arabama atlayıp İstanbul’dan Finike’ye giderek hakimin karşısına çıkmış ve verdiği karardaki hukuk hatalarını göstermiştim. “Ben buraya gelmek için ödeyeceğim paradan daha fazla masraf yaptım” dediğimde bana yanıtı şöyle oldu ; “Şimdi seni hakime hakaretten tutuklatabilirim..” Başka bir olayda devletin bir memuruna kiraya verilen dairede kira kanunda açıklanan süre içinde ödenmeyince tahliye davası açmıştım. Beykoz  adliyesindeki davada karar aleyhime çıkınca yine hakimi görmeye gittim. Bana şöyle demişti :”Efendi, sen devleti nasıl mahkemeye verirsin !”  Bundan 2500 yıl önceki adalet kavramı kitabeye devleti dava edemezsin diye yazmamış !

Eşeğin  Gölgesi  Davası

Abdera’daki ilginç dava kayıtların biri de “Eşeğin Gölgesi Davası” sayılır. Bir diş hekimi  pazara gitmek üzere köylüden eşek kiralar. Yaz ortasında hava çok sıcaktır. Eşeğin gölgesinde oturup dinlenmek ister. Köylü dişçiye eşeğin gölgesi için kendisine ayrıca para ödemesini söyler. Dişçi böyle saçma şey mi olur. Eşeğin gölgesi de benimdir diye para  ödemez.  Abdera’da dava açılır ve Yargıç Plippides tarafları dinler.  Bu durumda yapılacak en iyi şey aranızda anlaşmaktır. Dişçi az bir miktar ödeme yapsın anlaşın dediğinde dişçi itiraz eder.  Bu sefer kentin en iyi dava vekilleri çağrılır ama gene anlaşamazlar.   Dava başka bir güne ertelenir ama dava bütün kentin sorunu olur ve halk ikiye bölünür. Duruşma günü bilirkişi  sekize karşı on iki oyla dişçiyi haklı bulur.  Verilen kararı beğenmeyen köylü davayı Abdera meclisine götürür.  Taraflar dava ile demokratik düzenin yıkılmasının planlandığını bile ileri sürerler. Dava günü gelince eşek de ahırdan alınıp süslenerek mahkemeye çıkartılır.  Olaydan zaten sinirleri başına toplanan halkın bir kısmı, her şey bu eşeğin yüzünden çıktı  diyerek hayvanı oracıkta öldürürler.  Yargıç artık eşek olmadığına göre davanın görülesi gerekmiyor diyerek davayı bitirir ve tüm masrafların şehir meclisi tarafından ödenmesi kararını verir !

İnsanlık 2500 yıl boyunca ne kadar ilerlemiş diyebiliriz ?