04 Nisan 2025, Cuma Yeni Haber
Haber Girişi : 10.10.2023

Teknoloji ve yeni işçi sınıfı

Dijital teknolojiler hayatımıza girdiğinden bu yana sosyal ve ekonomik hayatımızda köklü dönüşümler ortaya çıkmış ve her türlü alışkanlıklarımız kökten değişime uğramıştır. Teknolojinin toplumlarda genel olarak refah artırıcı etkisi gözlemlenirken, bu süreçten kazananlar kadar kaybedenler de mevcuttur. Bazı sektörler satış gelirlerini öp artırıp büyürken, bazı sektörler ise küçülüp yok olma döngüsüne girmektedir. Teknolojinin bu dönüşümü gerçekleştirmesini Joseph Schumpeter ‘yaratıcı yıkım’ ifadesiyle kavramlaştırmıştır.

Internet ve dijital teknolojilerin hakim olduğu bu yeni dönemde ortaya çıkan ilişkilere ‘yeni ekonomi’, ‘dijital ekonomi’ veya ‘platform ekonomisi’ adı verilmektedir. Bu yeni ekonominin ortaya çıkardığı başlıca dönüşümler nedir?
Her şeyden önce eskiden çok sayıda firma ve satıcının olduğu sektörlerde bir tekelleşme süreci görülmekte, dijital ekonominin doğası gereği az sayıda firma milyonlarca tüketiciye ulaşabilmektedir. Doksanlı yılları hatırlayanlar, her sokakta bir video kaset satışı ve kiralaması yapan bir işletme olduğunu hatırlarlar. Günümüzde ise Netflix neredeyse bütün dünyaya dijital ortamda bu hizmeti sunmaktadır. Başka bir örnek olarak online alışveriş sitelerini düşünelim. Trendyol, Hepsiburada, n11 gibi birkaç büyük firma neredeyse perakende sektörünün tümüne hakimdir.

Büyük ve az sayıda firmanın varlığı işçi-işveren ilişkilerini de dönüştürmektedir. Sanayi ekonomisinde görülen tam zamanlı patron-işçi ilişkisinin yerine serbest ve esnek çalışan yeni bir işçi sınıfı ortaya çıkarmıştır. Yazılım sektöründe çalışınlar, eğtimciler, ve en çok görülen örnek ise yemeksepeti, getir ve diğer dijital işletmerde çalışan kuryeler ile Uber gibi taşımacılık alanında faaliyet gösteren şoförlerdir.

Teknolojinin sağladığı uzaktan ve isteğe bağlı zaman dilimlerinde çalışma olanakları bu sektörlerde işçi istihdamını artırırken yeni sorunları beraberinde getirmektedir. Bu tip çalışanlar her ne kadar bu dijital firmalara hizmet verseler de hukuken bu firmaların işçileri değildir. Bir sözleşme ile kendi şirketleri üzerinden bu firmalarla iş ortaklığı ilişkisi içinde bulunmakta, bunun sonucu olarak da hukuken işçi haklarından faydalanamazlar. Firmalar; sigorta, vergiler, tazminat, sosyal güvenceler gibi yükümlüleklerinden kurtulmuş olup, bunların mali sorumluluklarını çalışanlara yüklerler.

Dijital teknolojilerin ortaya çıkardığı ‘gig ekonomisi işçilerinin’ en önemli sorunu olarak devletin işçilere sağladığı sosyal güvence haklarından mahrum bırakılmaları görülmektedir. Son dönemde Avrupa Birliği’nin bu tip çalışanları sosyal güvence çatısı altına alma çabaları hızlanmıştır. Ancak bu tür çabalar çok da ileri seviyede bir koruma şemsiyesi getirmekten uzaktır. Nedeni ise hem dijital ekonominin gerektirdiği “esneklik” ve “bireysellik” ilkelerine getirilecek sınırlamaların bu alanda yenilikleri sekteye uğratabilmesi hem de şirketlere yüklenecek ilave maliyetlerin bir şekilde tüketici fiyatlarına yansıyacak olmasıdır. Oldukça yeni olan bu dönüşümün işçi-işveren ilişkilerini kökten değiştireceği görülse de hangi yöne doğru gideceği merakla izlediğimiz bir konudur.

Yorum